26/11/2007 -Kategori: Haber
“Neden hocam, neden ödülümü vermediniz?''
24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle Adana’nın Kozan İlçesi’nde düzenlenen kutlama etkinliklerinde türban krizi yaşandı. Kompozisyon yarışmasında birinci olan İmam Hatip Lisesi öğrencisi 17 yaşındaki Tevhide Kütük ödülünü almak üzere başında türbanla sahneye çıkınca, Kaymakam Aydın Tetikoğlu ve Garnizon Komutanı Binbaşı Hüseyin Çopur’un uyarısı üzerine indirildi.
İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nce Kozan Belediyesi Tiyatro Salonu’nda düzenlenen törene Kaymakam Aydın Tetikoğlu, Belediye Başkanı Kazım Özgan, Cumhuriyet Savcısı Mahmut Savaşçı, Emniyet Müdürü Murtaza Cuhacıoğlu, Garnizon Komutanı Binbaşı Hüseyin Çopur, İlçe Milli Eğitim Müdürü Mutlu Canbolat, çok sayıda öğretmen ve öğrenci katıldı.
Törende, ilçedeki okullar arasında düzenlenen ‘Öğretmen’ adlı kompozisyon yarışmasında dereceye giren öğrenciler, ödülleri verilmek üzere sahneye çağırıldı. ‘Bir öğretmen olmalı’ başlıklı yazısıyla birinci olan İmam Hatip Lisesi 11-C sınıfı öğrencisi Tevhide Kütük, başında türbanla sahneye çıkınca, ödül vermek üzere sahnede bulunan Kaymakam ve Garnizon Komutanı'nın tepkisiyle karşılaştı. Kaymakam ve komutanının “İndirin onu’ talimatı üzerine sahneden inen Tevhide Kütük, protokolde oturan İlçe Milli Eğitim Müdürü Mutlu Canbolat’ın yanına giderek, “Neden hocam, neden ödülümü vermediniz?'' diye sordu.
Cevap alamayan öğrenci, gözyaşları içinde yerine otururken, “Sizi Allah’a havale ediyorum'' dedi.
27/7/2007 -Kategori: Haber
Çölaşan'dan Trajıkomik Analiz!..
Tarhan Erdem seçimden iki gün önce "AKP yüzde 48 alacak" diye anketini açıkladığı zaman çoğunluk gülmüş, bazıları kızmıştı. Herkes gibi ben de tepki gösterenler arasındaydım ama doğru çıktı. Özür diliyorum.
Sonra bir seçim oldu, hiç kimsenin beklemediği bir sonuç belirdi.
Gazeteci arkadaşlarımızla konuşurken şu görüş öne çıktı:
"Demek ki biz uzayda, başka bir gezegende yaşıyormuşuz. Türkiye’nin ve toplumun hiçbir şeyini bilmiyormuşuz! Demek ki insanlar durumdan, gidişten memnunmuş.
Seçim günü uzay gemisinden paraşütle, hiç bilmediğimiz bir ülkeye indik. Burasının Türkiye olduğunu öğrendik. Ülkenin gerçeklerini, nasıl böyle yanıldığımızı da yakında inşallah öğrenmeye başlayacağız!"
İşte böyle!..
Emin Çölaşan / Hürriyet
14/7/2007 -Kategori: Haber
Bir Ölümün Hatırlattığı Etilk Sorunlar

Bodrum'da geçirdiği trafik kazasından sonra 5 gün yoğun bakımda kalan ve geçen gece yaşamını yitiren şarkıcı ve dizi oyuncusu Barış Akarsu'nun, kazanın hemen ardından son nefesini verene kadar başına gelenler, başta medya sektörü olmak üzere, pek çok kurumdaki etik sorunları gün yüzüne çıkardı.
Olayın bir başka boyutunu da sosyal etik konusu oluşturuyor. Kazanın olduğu aynı gün ülke genelinde 40 (kırk) civarında yurttaşımız kazalarda can verdi. Ancak ana haber bültenlerinde onlara dair habere ancak yarım dakika kadar yer verilirken, Barış Akarsu günlerce hemen her haber bülteninde ilk haberdi ve dakikalarca hastane önünden canlı yayınlar yapıldı.
Oysa aynı gün, aynı şekilde can veren diğer insanları kimse hatırlamadı. Bırakınız onları; aynı kazada can veren diğer iki bayanın kimler olduğunu, cenazelerin nereye gittiğini kimse merak etmedi. Merak ediyorum, bizler ne kadar zamandır; medyanın bu kadar etkisinde kalan, sadece kendisine sunulanı gören, iki popüler isim gördüğünde cep telefonu kameralarına sarılan, düşünmeyen, yorumlamayan, gözyaşlarını bile magazinleştiren bir toplum olduk?
Dr. Özgür Yalçınkaya
Deontoloji ( Tıbbi Etik ) Uzmanı
12/7/2007 -Kategori: Haber
Okan Bayülgen, konuğunun kendisine adı ve soyadıyla hitap etmesini istemesi üzerine krize girdi.
Neden?
Bayülgen'in program esnasında kendisinden "Özlem" şeklinde bahsetmesinden rahatsız olan Türköne, sunucudan mümkünse kendisine adı ve soyasıyla hitap etmesini istedi. Bunun üzerine çılgına dönen Okan Bayülgen genç adaya demediğini bırakmadı. Türköne'ye ağzına geleni söyleyen Bayülgen, çıkışmalarına reklam arasında ve sonrasında da devam etti.
Genç aday neye uğradığını şaşırdı
Sadece kendisine adı ve soyadıyla hitap edilmesini istemesinden dolayı şovmen Bayülgen'in ego kirizine girmesine şahit olan Türkene olup bitene hiçbir anlam veremedi. Türköne'nin bütün kırılmışlığına rağmen stüdyoyu terketmeyişi dikkat çekti. Genç siyasetçinin programın geri kalan dakikalarında oldukça üzgün olduğu ve sorulan sorulara tutuk cevaplar verdiği görüldü.
NTV'yi arayan çok sayıda seyirci Bayülgen'i ve kanal yönetimini protesto etti.
’Özlem’ değill ’Özlem Hanım’
BİR insana ilk ismiyle hitap etme hakkı, sadece o insanın yakınlarının ve dostlarının hakkıdır.
Eğer ortada yakınlık ve samimiyet yoksa...
O zaman karşılıklı rızanın olması gerekir.
Yani...
Hiç kimse yakından tanımadığı, samimi olmadığı bir insana "pat" diye ilk ismiyle hitap edemez.
Bunun dışındaki bir tutum, en hafifinden nezaketsizliğe girer.
Bu nedenle Okan Bayülgen’in NTV’de yaptığı siyaset programında AKP milletvekili adayı Özlem Türköne’ye "Özlem" demesi nezaketsiz bir davranıştır.
Hele Özlem Türköne’nin "Bana Özlem demeyin" uyarısı üzerine...
İşi şakaya vurup geçiştirmek yerine, "Ben Özlem derim, sen de bunu kabullenirsin" şeklinde özetlenebilecek yaklaşımını, 45 dakika boyunca karşı tarafa kabul ettirme çabası, nezaketsizliği de aşıp şımarıklık ve küstahlığa girer.
Ahmet Hakan / Hürriyet
tam bır hayal kırıklıqı..
never,0000000000000000000
qecmıste eqer bu qun kı qıbı tarafqır olsaydın, buralara qelebilir, bu kadar cok ınsandan kabul qoreblır mıydın? sımdı qeldıqın bu noktada, bırılerının cıqırtqanlını yaparak ınsanları yonlendırmeye calısmak ne kadar etık? bu sıyası muhendıslık gomleyını hıc yakıstıramıyorum sana.. hayran olduqunum, her lafını dıkkatle dınleyıp uzun uzun dusunduqum, farklı olan, farklı seyler soyleyen ınsana bırden neler oldu boyle?.. tam bır hayal kırıklıqı...
ak partili olunca
osman, 2007-07-12 15:09:41
turkone yi daha once dinledim seviyeli ahlakli biri canini sikmasin
YAYINI BAŞTAN SONA SEYRETTİM... LÜTFEN YAYINLAYIN!!!
Özkan , 2007-07-12 14:51:00
Tıpkı eşi gibi kibar, birikimli ve anlayışlı olan SAYIN TÜRK'ÖNE o kadar sabırlı ve anlayışlı davrandı ki belki de bu yüzden ego krizinden bayılmak üzere olan Okan Bayülgen programın sonlarına doğru "Özlem Hanım" diye başladı cümlelere. Yanlız bir başka anektod daha var. İsmin önüne getirilmesi daha uygun olan "SAYIN" sözcüğünü istediği için onu yerden yere vuran Bayülgen'e bir destek de, Taksim'de cipini ulu orta park edip ondan sonra ceza kesmek için gelen trafik polislerine "Ben milletvekiliyim, ben Berhan Şimşek'im. Bana ceza kesemezsiniz" gibi garip ve hadsiz sözleri sarf eden Şimşek’den geldi. Dün gece Okan Bayülgene destek olmak, ve tek kabahati AK PARTİ'den aday olması olan Özlem Hanım'ı aşağılamak olan Şimşek şu cümleyi sarfetti, yorumu sizlere bırakıyorum.
HANIMEFENDİ, SİZDEKİ BU "SAYIN" ISRARI GENEL BAŞKAN'ININIZ ÖCALANA SAYIN DEMESİNDEN Mİ KAYNAKLANIYOR ?"
Bu ucuz tavra yorumu sizler yapın…
haksızlık
MEHMET, 2007-07-12 14:37:05
programı seyrettim ve çok çok üzüldüm. okan bayulgen'e yakıştırıyorum bu ciddiyetsizliği ama ntv ye hayır.bu haksızlığa daha fazla dayanamadım ve programı izlemeyi terk ettim.
rezalet.
kerem, 2007-07-12 13:43:21
ben programi bastan sona izledim.gerek simsek gerek se bayulgen agzinda lafi bol olan ama bu ulkeye hicbir faydasi olmayan kisiler.Dun aksam bunu tekrarladilar.Ntv yi esefle kiniyorum.
NTV ARTIK ÇİZGİSİ CHP ÇİZGİSİ YÖNÜNDE
ALİ, 2007-07-12 13:26:40
BEN DE İZLEDİM.ÖZLEM HANIM GERÇEKTEN HANIM EFENDİ GÜLERYÜZLÜ SEMPATİK,SÖYLEDİKLERİNDE HEP SAMİMİMİYET VARDI. AMA SİNEMA SANATÇISI/TİYATROCU B.ŞİMŞEK GERÇEKTEN TİYATROCULUK YAPTI. SÖZLERİNDE HEP BARDAĞI BOŞ TARAFIYLA MEŞGULDÜ. DEMOGOJİK TAVIRLARI,LAFIN ALTINDAN KALMADAN ÜSTTE ÇIKMA GÖRÜNTÜSÜ VERME GAYRETLERİ VARDI. BAYÜLGEN'İN YANLI TAVIRLARI,HAKARET ETMESİ,BİRİLERİNE DEVAMLI KUSUR YAPIŞTIRMA GİBİ MAHARET GÖSTERİLERİ YAPMASINDAN HEP HUYLANIRIM BU SEFER DE AYNI ŞEYLERİ YAPMAYA ÇALIŞTI, ÖZLEM HANIMIN HATIRINA SONUNA KADAR DİNLEDİM YOKSA HEMEN KAPATACAKTIM. KİŞİ KARAKTERİNİ SERGİLERMİŞ BEN NE YAPAYIM.
bu adamin nesini begeniyorlar
gonul, 2007-07-12 12:50:48
ben bunun kasitli yapildigina kesinlikle eminim bu kanalin ait oldugu grubun butun tv kanallarinda akp karsiti propagandalari yapiliyor, eget bayulgen efendinin karsisinda bir akp'li erkek milletvekili adayi olsaydi ayni cesarette olurmuydu ayrica kendisi studyo seyircilerini cumhuriyet mitingine çagirmistti üstükapali unutunuzmu, ntv yöneticilerinin eminim hosuna gitmistir, bykal kasila kasila izlemistir artik
kırk ayak okan
SERCAN, 2007-07-12 12:44:28
okan bayülgen türkiyede herşeyi eksiksiz yerine getireceğini,her konuda bilgili olduğunu sanan birisi ancak bilmiyorki karşısındaki bir üniversite öğrencisi değil. vekil adayı... laobali okan
yazık
zeynel , 2007-07-12 12:37:18
şovmen efendinin tavrı karşısında yalnız konuk değil ki, bir seyirci olarak ben de neye uğradığımı şaştım. saygısızlığın daniskasını görmekten büyük üzüntütü duydum. ntv'ye yazık!
seviyesizlik
gülşah , 2007-07-12 12:33:41
En başta Okan Bayülgene o görevin verilmesi başlı başına bir hata olarak düşünüyorum.Kendisini kınıyorum.sayın Özlem TÜRKÖNE destek veriyoruz.Programdaki suskunlugu onun ne kadar sabırlı olduğunu ortaya koymuştur.
başka iş
rahmi, 2007-07-12 12:28:32
NTV gibi bir haber kanalının Özlem Hanım'dan özür dilemelisi ve Okan Bayülgen'e televole proogram sunuculuğunu vermesi daha isabetli olur...
dezenformasyon
ismail, 2007-07-12 12:25:39
Özel Tv'lerin kurulmasıyla derin mekanizmanın dezenformasyon politikasının icracısı rolüne teşrif eden(şereflenen) bir kısım medyanın bu politikasına biçilmiş kaftan olan böyle gayri ciddi sulu tipler de diğer batıllarla birlikte yakında zail olacaklardır. Ey halkım uyan ve TV'yi afyon olarak alma; Tv seni kapatmadan sen onu kapat veya hayırlı bir şey aç ki bu tiplere prim verme!...
ntv ye mesaj mail gonderin
ahmet, 2007-07-12 12:17:20
bu haberi okyan herkesten ricam lutfen ntv ye mesaj gonderin veya telefon edin.rahatsızlıgımızı anlasınlar.kendini bilmez sovmen artık defolsun gitsin televizyonlardan
Ayiptir
Fatih, 2007-07-12 12:04:50
Dun aksam televizyon kanallarini gezerken NTV'deki programa takildim. Tahminim Okan Bayulgen Zaga'da ki program formatiyla biraz karistirmis olacak ki, karsisindakine etik dersi hatta izleyenlere etik dersi vermeye basladi. Konuk olarak katilan bayandan zilgiti yiyince bence biraz afalladi, hatta beklemedi boyle bir hareketi ve reklam arasi almak zorunda kaldi. Benim anlamadigim, bayan kendisine ismen hitap edilmesini istemiyor cunku program resmen Zaga formatina donmeye basladi. Hele Minyeli Berhan Simsek de durumdan vazife cikarmaya kalkinca bence orada dur demesi bayanin gayet yerindeydi.
Kınıyorumm
ufuk, 2007-07-12 11:55:04
prg.izlemedim ama haberi okuyunca ciddi bildiğimiz öncelikle NTV yönetimini hangi tip programın kimin sunacağını bilemedğinden ve okan bayülgeni kınıyorum.
seviye
ali coşkuner, 2007-07-12 11:50:59
siz terbiyesizligi uslup edinmiş okan bayülgenin programına niye çıkıyosunuz böyle kendini begenmiş hiç birsey olmayan saygısız bir adamın programında ne işiniz var ntv gibi bir kurum bu terbiyesiz kara cahil adama böyleprogram nasıl yaptırıyor bu arada berhan şimseginde olayları carptırmasını kahkahalarla izledim ikisinide kınıyorum
kendini bilmemek
selma doganaksoy, 2007-07-12 11:42:54
Okan Bayülgenin nezaket kurallarına uymayan son derece çirkin tavır vesözlerle karşısındaki bayanı rençide eder halini kınıyorum
HEY KENDİNE GEL
MÜMİN, 2007-07-12 11:40:15
alo napıyosun sen kendine gelsene.Mankenlerlemi konuşuyor zannettin kendini.Sen proğramları karıştırdın herhalde show proğramı değil bu
kınıyorum
nil erkoç, 2007-07-12 11:37:18
okan bayulgeni ilk çıktığı günden beri izlemiş biri olarak iyi tanırım kendisini.o beyin kıvrımlarından nasıl düşünceler geçer neyi ne amaçla yapar iyi bilirim.28 nisan gecesi muhtırayı destekleyen programından bu yana daha eleştirel bir gözle izliyorum.militarist bir düşünce yapısına sahip kişiye siyaset programı yaptırılmaz.ntv nasıl böyle bir hataya düştü.gerçi ntv yayınlarıda e-bildiriden sonra tamamen chp eksenine kaymış ve hükümet karşıtı yayınlarına ağırlık vermiştir.okan bayulgeni özlem hanımı sadece ak partili olduğu için küçük düşürmeye çalıştığını biliyor ve kınıyorum!!!!
hak etti bayülgenmidir nedir
savaş, 2007-07-12 11:42:05
okan bayülgen her kuşun eti yenmez bundan sonra adamınagöre davran o insan manken değil akp millet vekili adayı
11/7/2007 -Kategori: Haber
Hangisi GERÇEK? - Foto
İzmir Gündoğdu Meydanı'nda önceki gün AK Parti'nin düzenlediği mitingi Hürriyet ve Milliyet Gazetesi iki farklı 'açıdan' gördü.
Hürriyet Gazetesi dün yayınladığı haberinde 'AKP’nin ağır toplarıyla yapılan Gündoğdu Meydanı’ndaki miting, 13 Mayıs’ta aynı meydanda yapılan 1.5 milyon kişinin katıldığı Cumhuriyet Mitingi’nin gölgesinde kaldı. Üstelik 70 balıkçı teknesi ve bir vapur AKP bayraklarıyla süslenip denizden destek verdiler' yorumunu yaptı.
İşte Hürriyet'in yayınladığı fotoğraf

Milliyet Gazetesi ise 'miting, katılım konusundaki tartışmaları da beraberinde getirdi. AKP'liler alanda 140 bin kişinin bulunduğu iddia ederken CHP'liler 10 bin kişi olduğunu savundu. MHP'li yöneticiler de AKP'nin, İzmir mitingine kent dışından yaklaşık 500 araçla insan taşıdığını tespit ettiklerini söyledi' şeklinde haberini bugün yayınladı.
Bu da Milliyet Gazetesi'nin yayınladığı fotoğraf

İşte bu da Anadolu Ajansı'nın geçtiği fotoğraf

Aynı gruba ait iki gazetenin meydanlardaki kalabalığı farklı göstermesi ve Cumhuriyet mitingleri kıyaslaması farklı yorumlara sebep oldu.
Hürriyet Gazetesi'ndeki fotoğrafta Ak Parti
Gündoğdu meydanını hıncahınç doldururken Milliyet'in fotoğrafında oldukça az bir kalabalık gözüküyor.
İki haber yan yana geldiği zaman yoruma ihtiyaç bırakmıyor.
8/7/2007 -Kategori: Haber

Yazacaklarımın kolay şeyler olduğunu biliyorum… Hürriyet okurlarının –klavyenin başına geçseler- benim şimdi karalayacağım şeylerden çok daha iyisini yazabileceklerini de tahmin ediyorum.
Yazacağım şeylerin “yeni” bir yanı da yok; yok, çünkü birkaç yıl önce daha beterine de şahit olmuştuk.
Daha beteri, yani bir “çocuk pornosu” haberinin yanına bir “çocuk pornosu” fotoğrafının (basbayağı) iliştirilmesi.
(Yeri gelmişken: Ben bu “suç üstü” halini Basın Konseyi’ne götürdüğümde, konseyin Hürriyet’e bir madalya takması eksik kalmıştı! O da öyle bir konsey işte…)
Tekrarlayacak olursam, bu işler eskiden de kötüydü. Ama sanki, Bild ile yoldaşlık bizimkini daha bir yoldan çıkardı gibi.
Yok yok vazgeçtim, bu tahmin yerinde bir tahmin olmadı. Çünkü işi buraya kadar vardırmayı Bild de akıl edemez; akıl etse de cesaret edemez…
Sen kalk 17 yaşındaki bir gencin başından geçenleri gazetenin alnına yerleştir…
Bild bunu yapabilir mi? Bild’e bunu yaptırırlar mı?
Okurlarının gözüne dayasın “ölü spermler” hikayesini de görsün bakalım başına neler gelecek?
Peki ya 13 yaşındaki bir çocuğun savcılıkta verdiği ifadeye “ulaşmak” ve onu da olduğu gibi gazeteye taşımak?
Utanmazlığın böylesi Bild’in aklının ucundan bile geçmez-geçemez.
Sen tut, 13 yaşında bir kız çocuğunun savcıya verdiği ifadeyi gazetende “çocuk pornosu” formatında pazarlamaya çalış.
Utanmazlığın böylesi….
Bunu Bild yapsa kim bilir neler gelir başına…
Başına gelecekler bir zamanlar başını ağır Alman entellektüellerin çektiği bir “anti-Bild” kampanya ile de bitmez. Bu utanmazlık –hiç şüphesiz- gazeteyi “okunması kolay” diye tercih eden derin Bild okurlarını da hemen o saat ayağa kaldırır.
İnanmıyorsa Bild’in genel yayın yönetmeni olan arkadaşına sorsun şu soruyu da alsın cevabını:
Bizim yaptığımızı siz de yaparsınız değil mi? Madem ki memleketiniz Almanya (yani Batı, yani AB, yani “her şeyin” serbest olduğu bir ülke!) cinsel tacize uğradığı için şikayetçi olan 13 yaşındaki bir çocuğun savcıya verdiği ifadeyi olduğu gibi okurlarınıza taşırsınız değil mi?
Bakalım “arkadaş” ne diyecek?
Şu satırları yazan da o:
“Dün sabahtan itibaren iki ayrı sorgulama ile karşılaştık.
Biri içerden geliyordu.
Bazı okurlarımız, Antalya Cezaevi’ndeki Alman gencin konuşmasında yer alan bazı ifadelerden rahatsız olmuşlardı.
Haklı da olabilirler.
Ancak bizim amacımız, içerdeki çocuğun hissettiklerini onun ağzından aktarmaktı.
Nitekim bugün de olayın öteki tarafındaki kişiyi, 13 yaşındaki İngiliz kızın ifadelerini aktarıyoruz.”
“Haklı da olabilirler”miş…
Bakın kendisi de söylüyor zaten: “içerdeki çocuğun”.
Üstüne bir de dışarıdaki hepten çocuğun hikayesini ekleyin…
Yani yapılan yayın, la mı cimi yok, “çocuk pornosu” sınıfına girmektedir.
Şimdi de gelelim “çağrı” faslına:
13 yaşındaki ve 17 yaşındaki çocukların aileleri çocuklarının konu edildiği bu yayından dolayı gazetenin peşine düşmelidirler.
Bu suçu Batı’da bir gazete işlese mahkemeden öyle yüklü bir tazminat çıkar ki söz konusu gazete –inanın- pantolonunu bile kurtaramaz…
Duruşması yasa gereği kapalı olması gereken bir davada davacı konumunda olan 13 yaşındaki çocuğun savcılığa verdiği ifadeyi gazeteye ulaştıran –her kimse- kişi hakkında savcılık derhal soruşturma açmalıdır.
Bu işlerde yetkili kim ise, söz konusu gazeteye “çocuk pornosu” niteliği taşıyan yayınından dolayı –bir şeyler- yapmalıdır.
Ve tabii Hürriyet gazetesi okurları da bu arada, kendilerini bu utanmaz yayınla karşı karşıya bıraktığı için gazetelerini topa tutmayı ihmal etmemelidirler.
Kürşat Bumin
6/7/2007 -Kategori: Haber
Bu Ülkeyi Sevmeyenler
Türkiye’li bir Ermeni artık korunaksız dolaşamaz mı oldu sokalarda. Faşist, kafatasçı insanlar gerçekten vatansever mi oluyor şimdi. Milliyet yazarı Ecel Temelkuran (ki kendisiyle bir çok yönden ayrım yaşarız) bu gün güzel bir yazı kaleme almış.
Sıcak. Öğlen güneşi İstanbul’dan hıncını alır gibi eziyor asfaltı. Beşiktaş Barbaros Bulvarı’nda trafik ışıkları yanıp sönüyor. Işıkların yanında siyah giyimli gençler toplanmış. Çok genç çocuklar bunlar. Karşıya geçmeleri için yeşil ışık yandığında el ele tutuşuyorlar. Bir siyah halka oluşuyor. Halkanın ortasında Rakel Dink ve kızları. Rakel’in yüzü, sanırım o günden beri öyle bu yüz, ağlamadan önceki bir anda takılı kalmış gibi duruyor. Etrafında siyah, genç bir insan halkasıyla geçiyor Bulvar’ı Rakel. İnsanların içinde bir insan, kalabalığın içinde bir kadın, etrafında etten bir duvar, yürüyor.
İçi acıyor insanın
Buna gerek yok gibi geliyor insana önce. Yadırgıyorsun. İçi acıyor insanın. Bir halka içinde yürümek zorunda hissetmesine yanıyorsun. “Bu kadar mı korkunç bu ülke, bu insanlar?” diye soruyorsun.
İnsan halkası, et duvar ile birlikte yürüyorum, Bulvar’ı geçiyoruz. Tam yolun ortasındayken bir adamın dişlerinin arasından tıslayan sesini duyuyorum:
“Şerefsizler!”
Ardından bir kadın, sinsi bir öfkeyle cık cıklıyor.
Sevgilisi katledilmiş bir kadına öfkelenecek, onun acısından nefret edecek insanlar olamaz gibi gelir insana. Oysa tam yolun ortasında…
Avukatı bağırıyor
O halkaya, Rakel’e yakın yürüyünce anlıyor insan. Bu ülkede artık vahşice öldürülmüş insanların geri bıraktıkları eşlerine bile öfkelenebilecek insanlar var. Ve evet, Rakel’in etrafında etten bir halkaya gerek varmış meğer. Kahretsin ki böyle…
Çünkü mahkeme kapısında Yasin Hayal’in avukatı Fuat Turgut bağırıyor:
“Hepiniz Ermenisiniz, cehenneme gidin!”
Devam ediyor basının uzattığı mikrofonlara:
“Onlar Koçaryan çocuğu!”
Oysa hepsi, hepimiz bu toprağın çocuğuyuz. Bu toprak Ermenileri, “Hepimiz Ermeniyiz” diyenleri de doğuruyorsa eğer, bu toprağın kendinden nefret ediyor olmalı bu adamlar. “Şerefsiz” diye tıslayan adam, cık cıklayan kadın bu toprağın kendisinden nefret ediyor olmalı. Bu ülkeyi sevmiyor olmalılar.
Bu ülkeyi bu haliyle, bu zenginliğiyle sevmeye cesaret edemiyorlar. Anadolu’yu beğenmiyorlar. Süryani, Kürt, Ermeni, Yezidi, Yahudi diye ayırıp insanları, bu ülkeyi etten duvarlarla bölüyorlar.
Türkiye, çok dip bir dalgayla iç savaşa hazırlanıyor gibi geliyor bazen bana. İnsanların birbirinden nefret edişi öyle bir hal aldı ki sanki bir kıvılcım bekleniyor gibi. Eski Yugoslavyalı bir tanıdık anlatmıştı:
“Bir gün içinde oldu her şey sanki. Yıllardır beraber yaşadığımız komşuların farklı etnik kökenlerden geldiğini öğrendik ve insanlar bir gün içinde birbirlerine saldırmaya başladı. Başka bir etnik kökeni olduğu için yirmi yıllık karısını öldüren adamlar bile vardı.”
Bir şey yapmalı
“Normal” insanların kafaları karıştırıldığı zaman ne vahşi, ne saldırgan olabileceğini insanlık tarihi gösterdi bize. Anadolu’nun tarihi bu karışıklıklardan akan oluk oluk kanla doludur. “Bebeklerden katil yapmakta” mahirdir bu toprak. Ve bu toprakta hep birilerinin gözü olduğu söylenir…
Basın açıklaması yapılıyor. Ardından Hrant’ın bir konuşması duyuluyor hoparlörlerden:
“Bizim bu ülkede gözümün olduğunu söylüyorlar. Evet var. Ama bu toprağı alıp kaçmak için değil. Bu toprağın en dibine girmek için.”
Bu toprağın dibindeki iyi insanlar üzerinde kalanlardan daha çok olmadan önce bir şey yapmalı.
Ece Temelkuran - Milliyet (serzeniş.com)
6/7/2007 -Kategori: Haber
ANLAŞMAYI BAŞBAKAN BİTİRMİŞ

' Anlaşmayı Başbakan Erdoğan bitirdi '
Sabah Yazarı Muharrem Sarıkaya, bir dönem devletin önemli bilgilerine sahip olan Deniz Bölükbaşı ile 1 milyar doları konuştu.
Büyükelçi Deniz Bölükbaşı ; 2003-2004 arasında, 1 Mart Tezkeresi başta olmak üzere, ABD ile yapılan pazarlıkların odağındaki kişi...
ABD ile yapılan görüşmelere "baş müzakereci" olarak katılması dolayısıyla bir anlamda devletin hafızası...
Babası merhum Osman Bölükbaşı gibi sözünü esirgemeyen, bildiklerinden de ödün vermeyen bir isim...
2002 seçiminde olduğu gibi, bu seçimde de MHP Ankara ikinci bölge milletvekili adayı...
Önceki gün ziyaretimize geldiğinde, ABD ile K.Irak'a girmeme şartına bağlanan ancak iptal edilen, 1 milyar dolarlık kredi sözleşmesinden söz edildiğini duyunca televizyona dikkat kesildi.
İşte anlaşma
Bir bavul halini almış çantasını açtı ve içinden bir belge çıkarıp uzattı:
"İşte bahse konu, tartışılan anlaşma..."
Ardından, 1 Mart 2003 ve 30 Eylül 2005 arasında verilmesi öngörülen 1 milyar dolarlık hibe anlaşmasının İngilizce metnini okumaya başladı: "Türkiye'ye sağlanacak yardım, Türk hükümetinin insani yardımın Irak'a gönderilmesi de dahil olmak üzere, Irak'ın Özgürleştirilmesi Operasyonu'na sağladığı işbirliğine ve Kuzey Irak'a tek taraflı asker gönderip yerleştirmemesine bağlı olacaktır..."
Ve devamındaki cümle:
"Dışişleri Bakanı (ABD) bu konuda Temsilciler Meclisi ve Senato Dış İlişkiler Komitesi ile Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi'ne rapor verecektir. Ayrıca, Başkan (ABD) da Türkiye'nin bütçe ve ekonomik reformlarını dikkate alarak, ekonomik yardımın sürelerini ve koşullarını belirleyecektir."
"Aman düzeltin..."
Bölükbaşı, anlaşmanın yapıldığına ilişkin Bakan Ali Babacan'ın basın açıklamalarını içeren bir dosyayı daha gösterip ekledi:
"Bu anlaşmadan Dışişleri, imza atıldıktan sonra haberdar oldu..."
Detaylarını anlatmaya başladı:
"Dışişleri Bakanlığımızın anlaşmanın detaylarından haberi yoktu. İmzalandıktan sonra önümüze gelince farkına varıp harekete geçtik."
Aktardığına göre dönemin Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal ile değerlendirme yapmışlar ve anlaşmanın bu haliyle Türkiye'yi sıkıntıya sokabileceği görüşünde birleşmişler.
Uğur Ziyal ile birlikte Başbakan Tayyip Erdoğan'a gidip durumu izah etmişler.
Bölükbaşı, o günü şöyle anlattı:
"Sayın Başbakan'a anlaşma metnini okuyup bilgi verdik ve anlaşmanın K.Irak'a girmeme şartını içerdiğini aktardık. Sayın Başbakan'ın, anlaşmanın içeriğinden bilgi sahibi olmadığını gördük. Sayın Başbakan bize 'Aman, hemen düzeltin; anlaşmayı iptal edelim' talimatını verdi."
"İptali 6 ayımızı aldı"
Bölükbaşı, bir gözlemini de aktardı:
"Anladığım kadarıyla, Sayın Başbakan'a anlaşmanın K.Irak şartına bağlandığını söylememişler. Bu duruma sinirlendi. Anlaşmayı iptal etmemiz 6 ayımızı aldı..."
Son dönemde 1 Mart Tezkere süreci ile ilgili yaptığı açıklamalarla dikkatleri üzerinde toplayan Bölükbaşı'nın, 1 milyar dolarlık anlaşma ile ilgili anlattıkları böyle.
Muharrem Sarıkaya / Sabah
2/7/2007 -Kategori: Haber
Türkiye'nin ilk online t-shirt dizayn sitesi !
Resim Ekleyebilir, Yazı Yazabilir, Dizayn Seçebilirsin!
Sen Sus, Tişört'ün Konuşsun!
www.tish-o.com
« Önceki -