' Bebek bekleyen annelere beslenme önerileri.. '
27/3/2007 -Kategori: Saglik
| Hayrettin Mutlu | |
Bebek bekleyen annelere beslenme önerileri :: Yalnız kendiniz için değil bebeğiniz için de süt için.
:: Sebzelerden yeşil yapraklıları, domates ve havuçu, meyvelerden turunçgilleri tercih edin.
:: Sebze ve meyveleri bol suyla yıkandıktan sonra tüketin.
:: Balık ve deniz ürünlerini daha çok tüketin.
:: Süt-yoğurt sevmeyenler ayrıca 4 kibrit kutusu kadar peynir tüketin.
:: Öğle ve akşam yemeklerinde kuru baklagil ve sebze yemeklerini tercih edin.
:: İyotlu tuz kullanın.
:: Sindirimi kolaylaştırmak için azar azar ve sık beslenin.
:: Çay-kahve tüketmeyin, tüketirseniz yemekten 2 saat sonra ya da önce tüketin.
:: Sigara ve alkol kullanmayın.
HAYRETTİN MUTLU / SEMA HASTANESİ (DİYETİSYEN)
( Zaman / Ailem ) |
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
' Hipertansiyon Hastalığı Ve Tedavisi '
16/3/2007 -Kategori: Saglik
| Doç. Dr. Osman Kaftan | |
"Sinsi Tehlike" Hipertansiyon Hipertansiyon yetişkin nüfusunun büyük bir kısmını ilgilendiren, tedavi edilmezse yüksek oranda ölümlere neden olan bir sağlık sorunudur. Halk deyimiyle büyük tansiyon (sistolik kan basıncı) 140 mmHg veya üstü, küçük tansiyon (diastolik kan basıncı) 90 mmHg ve üstü ise kan basıncı yüksekliği, yani hipertansiyondan bahsedilir.
Hipertansiyon sinsi bir hastalıktır. Tansiyon yüksekliği belirti vermeyebilir. Bazen ilk belirti inme, enfarktüs veya ani ölüm olabilir. Tansiyon yüksekliğini kuduz bir hayvana benzetebiliriz. Eğer kuduz bir hayvan serbest bırakılırsa ne yapacağı belli olmaz; herkesi ısırabilir, hiçbir şey yapmayabilir, ama hayvanın ayağını bağlarsak kimseye zarar vermez. Kan basıncı yüksekliği de serbest bırakılırsa kişiye her türlü zararı verebilir, ama diyet veya ilaçla önlem alırsak bir şey yapmaz. Ülkemizdeki 18 yaş üstü erişkinlerin yüzde 31,8’nin yani 15 milyon bireyin bu rahatsızlığının olduğu biliniyor. Ve asıl ilginci bunların sadece yüzde 40’ının hastalıktan haberi vardır. Kadınlarda erkeklerden daha fazla görülür (daha şişman olduklarından). Tedavi altındaki hipertansiyon hastalarının ancak 5’te birinde hastalık kontrol altındadır. Kan basıncı yüksekliğinin yüzde 90’ında neden belli değildir. Genetik faktörler, böbrek tuz birikimi, obesite (şişmanlık) artışı, hormonal nedenler, Renin-Angiotensin sistemindeki değişimler kan basıncı yüksekliğinde rol oynayabilir. Kronik böbrek hastalığı, renovasküler hastalık, ilaçlarla olan kan basıncı yüksekliği, tiroid hastalıkları, Cushing sendromu, primer aldosteronizm saptanabilen nedenlerden bir gruptur.
BELİRTİLERİ NELERDİR? Özellikle sabah uyanınca ensede hissedilen ağrı tipiktir. Yüzde kızarma, terleme bozuklukları, görmede bozulma, yürümede dengesizlik, depresyon, çarpıntı, çabuk yorulma, nefes darlığı olabilir. Hipertansiyonda hastayı bekleyen en önemli sorun inme ve kalp yetmezliğidir. En öldürücü olanı ise koroner kalp hastalığıdır. Hipertansiyonda göz bulguları, böbrek bulguları ve nörojenik etkiler olabilir. Artmış kan yağları, sigara, şeker hastalığı, şişmanlık da hipertansiyon eklenirse komplikasyon riski daha da artar.
TEDAVİ İÇİN NE YAPILMALI? * Diyet birinci basamaktır. Tuz kısıtlamasına (2gr/gün) gidilir. Sigara ve alkol tüketimi kesilir. Kilo azaltılıp zayıflamaya çalışılır. Yürüme, yüzme gibi egzersizlere dikkat edilir. * Halk arasında belirti olmadan tedaviye başlanmaz, ilaç alınmaz gibi çok yanlış bir inanış vardır. Sinsi tehlike bizi uyarmadan biz önlemimizi almalıyız. * İlaca bağımlı kalır mıyım diye endişelenirler. Evet bağımlı kalırız, çünkü bu hastalıkla baş etmede birinci basamak onunla düzenli mücadele etmektir. * Her ilacın yan etkileri vardır. Hiçbiri tansiyonun etkilerinden daha tehlikeli değildir.
DOÇ. DR. OSMAN KAFTAN, FATİH ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ İÇ HASTALIKLARI ANABİLİM DALI
( Zaman / Ailem ) |
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
' İLKYARDIM '
16/3/2007 -Kategori: Saglik
| Dr. Serpil Yaylacı |
|
Herkes İLKYARDIM'ı öğrenmeli İlkyardım gerektiren durumlarda öncelikle kendi güvenliğimizi sağlamak ve sadece durumun kötüleşmesini engellemeye çalışmak yeterlidir.
Buna göre hastanın durumu karmaşık ve ciddi ise profesyonel yardım çağırın, gerektiğinde kullanabilmek için temel yaşam desteği uygulamalarını öğrenin. Bayılmalar Bayılan veya kendini kaybeden birini tokatlayıp, üzerine su dökmeyin. Su içirmeye çalışarak, nefes borusuna su kaçmasına ve hastanın ölümüne yol açabilirsiniz. Sara hastasının ellerinde, kollarında kasılmalar izlenir ve ağzından köpükler sızar. Nöbeti durdurmaya çalışmayın, hastanın başını koruyarak kontrolsüzce yere çarpmasını önleyin. Nöbetlerin neredeyse hepsi kendiliğinden durur. Hastanın ağzına bir şeyler sokmaya çalışmayın; çünkü soluk borusuna kaçabilir. Parmağınızı ısırıp koparabilir. Ağzında köpükler ya da kusmuk varsa soluk borusuna kaçmasın diye kişiyi yan çevirmek yeterli. Burkulmalar/kırılmalar Zedelenen bölgeyi hareketsiz kılmaktan için karton, gazete, güneşlik, üçgen bant kullanılabilir. Eğer ön kolda bir kırık varsa, kolu bir eşarp veya kravatla boyna asıp, yanına karton konularak hareket etmesi önlenmiş olur. Açık bir kırık varsa ve kemik dışarı çıkmışsa içeri itilmemesi, gerekiyor. Böylece çevre damar ve sinirlerin yaralanması önlenmiş olur. Burkulmalarda ise ayak bileğinin üzerine basılmaması ve buz uygulanması gerekir. Burkulan yeri yukarıda tutmak, şişmeleri önler. Böcek sokmaları Yılan, akrep ve böcek sokması halinde bölgeyi emmeye, bıçakla kesip kanatmaya çalışmayın. -Zehirli bölgeye bir şey sürmeyin. Temiz bir bezle üzerini kapatıp hemen doktora başvurun. Sokulan bölgede kızarma, şişme ve yanma olabilir. Genel durum kötüleşirse hastayı doktora götürün. Boğulma tehlikesi Boğulduğu düşünülen kişiye, ilkyardım bilmeyenler yardım etmeye çalışmamalı. Kime suni solunum, kime kalp masajı yapılacağının bilinmesi büyük önem taşıyor. Çok iyi bir yüzücü de denizde kalp krizi veya felç geçirdiği için ya da dalarken, boynu zedelendiği için boğulma tehlikesi yaşayabilir. Tüm hastalara boynu zedelenmiş gibi dikkatli davranmak gerekiyor. Boğulan kişiyi ters çevirmek, kollarından rastgele tutup yere yatırmak, ters döndürerek ağzından su çıkarmaya çalışmak o kişiye zarar vermekten başka bir işe yaramaz. Yanıklar Yanık oluştuysa ısısı artan deriyi musluğu açarak yanma hissi geçene kadar soğuk su altında tutun. Yanmış cilde direkt buz sürmeyin. Yanığı musluktan akan suya tuttuktan sonra üzerine temiz bir bez kapatın ve doktora başvurun. Yanan kişi bir çocuksa, yüz, genital ve el bölgesindeki yanıklar önemlidir. Alanın büyüklüğü ve derinliği sıvı kaybını belirler. Yanığın üzerine yoğurt, salça, diş macunu ya da herhangi bir krem sürmeyin. Yabancı maddeler, doktorun, yanığın derinliğini anlamasını engeller. Enfeksiyon riskini artırır. Anaflatik şok Arı sokmasına bağlı olarak nadir de olsa hastanın tansiyonu düşer, yığılıp kalır, dudağında, yüzünde şişlikler, kızarıklar oluşabilir. Hasta hızlı ve sıkıntılı nefes alıp verir. Temel yaşam desteğini başlatıp suni solunum, gerekiyorsa kalp masajı yapmak ve hastayı hızla hastaneye götürmek gerekir. *Acıbadem Bakırköy Hastanesi Acil Tıp uzmanı
( Zaman / Ailem ) |
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
' Organik tarım neden önemli? '
16/3/2007 -Kategori: Saglik
| Dr. Yalım Üner |
|
Organik tarım neden önemli? Organik tarım tamamen doğal yöntemlerle, sanayi bölgelerinden uzak, kimyasal ilaç, suni gübre ve hormon kullanılmadan yapılan tarımdır.
Klasik tarım metodunda ürün kalitesi değil, ürün miktarı önemli iken, organik tarımda ürünün kalitesi önemlidir. Çevreye de dost bu tarım yönteminde doğal metotlar kullanıldığı için uzun vadede toprağın da verimi artmakta ve üründe miktar artışı da sağlanmaktadır. Son yıllarda gerek tarımsal ilaçların, gerekse gübrelerin bilinçsizce kullanımı bitkisel üretimde miktar artışının yanında kalitesiz ve insan sağlığını tehdit edecek ürünlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sanayileşmeden kaynaklanan çevre kirliliğinin de etkisiyle soframıza gelen sebze ve meyvelerin doğallığı, güvenilirliği neredeyse kalmamıştır. Ülkemizde kanser vakalarının artışında pestisit denilen tarım ilaçlarının “aşırı” ve “uygunsuz” kullanımının büyük payı olduğu açıklanmaktadır. Çarşı ve pazardan alınan Sebze/meyve örneklerinde, üst sınırın üzerinde nitrit, nitrat, kurşun, pestisit miktarlarına rastlanmıştır. Bebekler ve çocuklar; erişkinlere göre, gıdalardaki kimyasallardan ve pestisit kalıntılarından dolayı gelişmekte olan sistem ve organlarına daha büyük yük bindiği için daha fazla risk altındadır. Alerji teşhisi konan bebeklerin beslenmelerine geriye dönüp bakıldığında, alerji sebebi olarak gıdanın kendisiyle değil, gıdalardaki pestisit (böcek ilacı), nitrit, nitrat kalıntıları ile karşılaşılmaktadır. Alerji riskini de artırdığı için, özellikle bebek ve çocukların organik ürünlerle beslenmesinin ileriki yaşlardaki yaşam kalitesi açısından önemi büyüktür. Son araştırmalara göre (Journal of Family Health Care Vol:13 No:1, 2003), pestisit ve kimyasallarla karşılaşan çocuklarda; hormonal bozuklukların, kavrama ve öğrenmede geriliğin ve kanser riskinin arttığı görülmektedir. Olgunlaşmadan toplanan meyve ve sebzelerdeki düşük vitamin ve besin oranlarının yanında organik ürünler doğal besin içeriği açısından da daha zengindir. Hammadde-üretim-son ürün aşamalarının tamamı kontrol altındadır ve sertifikalıdır. Organik tarımla üretim yapıldığı bağımsız yetkili kuruluşlar tarafından denetlenir ve sertifikalandırılır. Kontrol ve sertifikasyon, organik tarımın en önemli basamaklarından biridir. Sertifika sistemi, ürünün ekolojik standartlara göre üretildiğinin, işlendiğinin, paketlendiğinin garantisidir. İzlenebilir olmasından dolayı, raftaki üründen, hammadde ve üreticiye kadar her aşamasının güvenliği öğrenilebilir, izlenebilir.
( Zaman / Ailem) |
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
' Reflü Hastalığı Ve Tedavisi '
16/3/2007 -Kategori: Saglik
| Opr. Dr. Hüseyin Kapu |
|
[Reflü Hastalığı] Yemekten sonra yanma, ekşime mi hissediyorsunuz? Yediğimiz gıdalar yemek borusu ile mideye ulaşır. Normalde mide içerisinde bulunan asitle karışmış gıdaların yemek borusuna kaçmasını engelleyen bir kapakçık sistemi vardır. Bu sistemle bu sistem bozulduğu zaman asitli gıdalar yemek borusuna kaçar aside karşı koruma tabakası olmayan yemek borusunda bir dizi değişiklikler olur. Bu olaya da reflü hastalığı denir.
Reflüye en sık neden olan kapak sisteminin yetersizliğidir, bu halk arasında mide fıtığı olarak bilinir. Reflü hastalığında, mide asit yüksekliği yoktur. Normal hatta düşük asit düzeyinde bile yemek borusuna kaçan mide içeriği, yemek borusunda tahribat yapar. Reflü olması için mutlaka kapakçık yetmezliği olması şart değildir. Yemek borusuna ait hastalıklarda ve mide boşalma bozukluğu durumunda da reflü olabilir. Reflü hastalığının belirtileri, göğüs kafesine doğru yayılan mide üst kesiminde yanma, ekşime, mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasıdır. Hastalar asit düşürücüler (Talcid, famodin, lansor, omeprol vs…) aldığı zaman şikayetleri azalır veya kaybolur. Reflü asit düşürücü, tedaviye en çabuk yanıt veren hastalıktır. Kapakçık yetmezliği olan hastalarda asit düşürücü tedavi kesildiğinde şikayetler kısa sürede tekrarlanır. Ayrıca karında şişkinlik, göğüste sıkışma ve çok geğirme belirtileri de sık rastlanan belirtilerdendir. Bazı hastalarda ses kısıklığı ve astım gibi rahatsızlıklara da yol açabilir. Bu nedenle uzun yıllar astım ilaçları kullanan hastalar hiç de az değildir. Reflü hastalığı toplumda yaklaşık yüzde 20 oranında görülmektedir Reflü hastalığının uzun yıllar olması ve tedavi edilmemesi sonucu yemek borusu kanserleri gelişebilmektedir. Bunun en önemli nedeni ilaç tedavisi ile asit kaçışının önlenmesine karşın safra ile temasın engellenememesidir. Cerrahi tedavi hem asit hem de safranın mideden yemek borusuna kaçışını engelleyerek daha koruyucu bir tedavi sağlar.
İki yolla tedavi ediliyor
İlaç tedavisi Medikal tedavide mide asit düzeyini düşüren ilaçlar kullanılır. Reflüde neden kapakçık yetmezliği ise, mideden yemek borusuna kaçış ilaç tedavisi altındayken de devam eder, fakat asit düzeyi düşük mide sıvısı kaçtığı için hastada yanma şikayeti olmaz. Hastaların ayrıca yatak başını yükseltmesi, 3-4 saat sonra yemek yemesi, bazı gıdalardan uzak durması (çiğ sebze, meyve, yağlı yiyecekler, hamur işleri, kahve, kola vs…) gerekir. Cerrahi tedavi Laparoskopik cerrahi genel anestezi altında karın kesilmeden yapılır. Hastalar bir gün hastanede kalır 4-5 gün içerisinde işlerine dönebilirler. Hastalar operasyondan sonra ertesi gün yemek alımına başlayabilir.
* Konya Vakıf Hastanesi Genel cerrahi uzmanı
( Zaman / Ailem ) |
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
' Erken teşhis hayat kurtarıyor! '
16/3/2007 -Kategori: Saglik
| Prof. Dr. Bahattin Adam | |
Erken teşhis hayat kurtarıyor! Belirli yaşlarda yaptırılacak testler, hayat kurtarıyor ama bunu hangimiz yapıyoruz? İnsanlar arabasına verdiği önem kadar kendisine önem vermiyor. ‘Yaşıma uygun testleri yaptırdığımda ya bir şey çıkarsa’ diye korkuyor. Aslında bir şey çıkmasından, yani erkenden teşhis konulmasından değil de geç teşhis edilmesinden korkması gerekiyor.
Kabul etmek lazım ki sağlık kuruluşları da sağlık taraması, diğer ismiyle check-up, konusunda sorumlu davranmıyorlar. Bu işin suiistimal edilmeden yaş ve cinsiyete göre uluslararası standartların belirlediği testlerin seçilmesi gerekiyor, ne çok test ve ne de maliyeti düşürmek için, az test. Sağlığına zarar veren bir alışkanlığı (sigara, alkol, hareketsizlik) varsa, ailevi (yakın akrabada kalp hastalığı, kanser), mesleki (yönetici, kurşun, cıva ve diğer ağır metal işlerinde çalışanlar) ve çevresel (kanser ve kalp hastalıkları oranının yüksek olduğu bölgeler) risk faktörleri taşıyorsa check-up yaptırmaktan geri durmamalıdır.
Yaş ve cinsiyete göre yaptırılması önerilen bazı önemli testler: EFOR TESTİ: Erkeklerin kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına yakalanma riski, kadınlardan 4 kat fazla olduğu için, 40 yaşını geçen her erkeğin yılda bir kez kardiyolojik check-up’tan geçmesi gerekir. KATETERSİZ KALP ANJİYOSU: Efor testi müspet çıkanlar, kalp hastalıkları açısından risk taşıyanlar, daha önce by-pas ameliyatı olanlar ve kalbi besleyen damarlarda stenti bulunanlar yılda en az bir kez bu testi yaptırmalıdır. KAN TAHLİLLERİ: Düzenli olarak yaptırılan kan tahlilleri genel sağlık durumu hakkında bilgi verdiği için, herhangi bir şikâyeti olmasa da 35 yaşından itibaren 2 yılda bir, şikâyeti varsa veya risk grubuna giriyorsa yılda en az bir kez kan tahlili yaptırmasında yarar var. Kan tahlili ile kalp hastalıkları riski, karaciğer ve böbrek fonksiyonları, prostat ve diğer kanserin erken teşhisi ve diğer birçok rahatsızlık hakkında bilgi edinme imkanı vardır. KOLONOSKOPİ: En sık görülen kanser türleri arasında 3. sırada yer alan kolon (kalın bağırsak) kanseri, özellikle 50 yaş ve üzerindekileri tehdit ediyor. Ailede kolon kanseri varsa daha erken yaşlardan başlayarak yılda bir kez kolonoskopi önerilmektedir. MAMOGRAFİ: Erken tanıyla ölümcül bir hastalık olmaktan çıkan meme kanserine karşı kadınların 20 yaşından sonra her iki memesini de ayda bir kez elle kontrol etmesi, 2-3 yılda bir doktor muayenesinden geçmesi tavsiye ediliyor. PAP SMEAR TESTİ: Rahim ağzı kanserine karşı 18 yaşını aşan ve aktif cinsel yaşamı olan her kadının yılda bir kez düzenli olarak pap smear testi yaptırması oldukça yararlı olacaktır.
( Zaman / Ailem) |
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
' Soğuk Algınlığı Tedavisi '
16/3/2007 -Kategori: Saglik
| Dr. Hızır Yılmaz | |
Soğuk Algınlığı Soğuk algınlığı; hapşırık, burun akıntısı,gözlerde yanma, boğaz ağrısı, öksürük, baş ağrısı, halsizlik, iştahsızlık, kırgınlık, tat alamama gibi belirtilerle başlar. Çocuklarda genellikle çok aşırı olmayan ateş de hastalığa eklenir. Şikâyetler 3-4 gün içinde azalmaya başlar. Genellikle bir hafta içinde iyileşme olur. Fakat kulak iltihabı, sinüzit, farenjit, bronşit gibi komplikasyonlar gelişirse iyileşme gecikmektedir. Soğuk algınlığının sebebi virüslerdir. Beş virüs ailesi içerisinde 200’den fazla virüs tipi soğuk algınlığına neden olmaktadır. Ayrıca soğuk algınlığı yapan virüslerin gerek sayıca fazlalığı gerekse virüslerin çoğalmaları esnasında antijenik yapı değiştirmeleri nedenleriyle kalıcı bağışıklık oluşmadığından insanlar kışın daha sık olmakla beraber yıllık ortalama 5-10 kez soğuk algınlığı geçirmektedir. Aynı sebeplerle soğuk algınlığına karşı aşı geliştirilmesi mümkün olmamaktadır. GRİPLE SOĞUK ALGINLIĞI KARIŞTIRILMAMALI Soğuk algınlığı ile grip karıştırılmamalıdır. Gripte yüksek ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, tüm vücutta yaygın ağrı ve kırgınlık ön plandadır. Grip aşısı yapıldığında soğuk algınlığından da korunacağı zannedilir. Fakat bu doğru değildir. Soğuk algınlığının tedavisi için özel bir ilaç yoktur. Gribe karşı aşı koruması yapılmakta, hastalık esnasında da bazı anti viral ilaçlar kullanılmaktadır. Antibiyotik kullanmak gereksiz ve faydasızdır. İstirahat, iyi beslenme, ağrı kesiciler, burun damlaları ve serum fizyolojik, bol sıvı gıdalar ile kuşburnu, ıhlamur gibi sıcak içecekler, kısmi rahatlama ve çabuk iyileşmeye yardımcı olabilir. TEDAVİ İÇİN NE YAPMALI? Soğuk algınlığını çabuk atlatmak ve komplikasyonlarından korunmak için istirahat yanında, burun ve genizin açık tutulması ve burun solumasının devamı çok önemlidir. Burun tıkandığında soluma ağız yoluyla yapıldığından atmosferin soğuk ve kirli havası boğaza çarptıktan sonra direkt akciğere inmektedir. Bu durumda boğaza yapışan mikroplar Farenjit ve Tonsilit gelişmesine akciğere inen sert ve kirli hava ise bronşite zemin hazırlamaktadır. Ayrıca geniz tıkanıklığında; ostaki ve sinüs drenajı da bloke olacağından, sinüzit ve kulak iltihabı gibi komplikasyonların gelişmesi kolaylaşmaktadır. Bunu engellemek için dekonjestan ilaçlar yanında Serum Fizyolojik ile burun ve geniz lavajı nazal pasajın açık kalmasında son derece faydalı olmaktadır. Burun pasajı açık tutulabilirse, burnun havayı ısıtma, süzme ve nemlendirme fonksiyonu devam etmekte, boğaz, geniz ve akciğere süzülerek nemlendirilmiş fizyolojik temiz hava gelişi sağlanmaktadır. Bunun için Serum Fizyolojik veya 1 su bardağı temiz suya 1 çay kaşığı normal tuz katılarak hazırlanan sıvı buruna bolca ve sık aralıklarla püskürtülerek veya burna çekilerek geniz temizlenmesi sağlanmaktadır.
Soğuk algınlığından korunmak için bazı öneriler:
* Soğuk, vücut direncini azaltırken virüslerin çoğalarak hastalık yapmasına zemin hazırlar. Özellikle rüzgârda, cereyanda kalmak, teri üzerimizde soğutmak, soğuk su içmek, üşütmeye neden olmaktadır. Havanın güneşine aldanmadan kışlıkları giymeyi ihmal etmemeli, bedenimizi terletmeden sıcak tutmaya gayret etmeliyiz. * Dengeli ve düzenli beslenmeye özen göstererek vücut direncimizi artırmalıyız. Bol C vitamini (mandalina, portakal, kivi, kuşburnu vs.) almaya gayret etmeliyiz. * Kapalı ve kalabalık ortamlara mümkünse girmemeli, bu tür yerlerin havalandırması iyi yapılmalı, mecburiyet varsa kısa süreli durmalı, özellikle hapşıranlardan uzak durmalıyız. * Soğuk algınlığı mikropları, kontamine kapı kolu, telefon ahizesi vs. gibi yüzeylerde saatlerce canlılıklarını koruyarak durabilirler. Bu nedenle sık el yıkamaya özen göstermeli, ellerimizi özellikle hasta kişilerle tokalaşma dahil her türlü temastan sonra tekrar yıkamalıyız. * Soğuk algınlığına yakalananlar hastalıklarını evde dinlenerek geçirmeli, topluma çıktıklarında ise mutlaka maske kullanarak başkalarına hastalık bulaştırmaya karşı tedbir almalıdırlar. * Durumun kötüye gitmesi, şikâyetlerin artması veya uzaması, ateşin devam etmesi hallerinde muhakkak doktora başvurulmalıdır.
DR. HIZIR YILMAZ, KONYA VAKIF HASTANESİ ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI UZMANI
( Zaman / Ailem ) |
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
' Umudun diğer adı 'tüp bebek' '
16/3/2007 -Kategori: Saglik
| Nergihan Çelen | |
Umudun diğer adı 'tüp bebek' Bebek sahibi olmak için her yol mubah mı?Her tedavi yöntemi tıbben kanıtlanmış mı? Dinen yumurta ve sperm nakli doğru mu? Çalışan kadının kendini ispatlama ve kariyer çabası, çiftlerin iş hayatlarına ve programlarına ara vermek istememeleri bebek planlarını ileriye atmalarına neden oluyor. Bu ertelemeler sonrasında çocuk sahibi olmak isteyenler ise farklı sorunlarla karşılaşabiliyor. İlerleyen yaşlarla birlikte yavaşlayan üreme sistemi, alınmaya başlanan kilolar, özellikle yoğun iş hayatının getirdiği stres ve düzensizlik, bebek sahibi olmak istenildiğinde karşılaşılan en büyük engeller arasında. Bu ve bazı genetik problemler nedeniyle Türkiye’de her yüz çiftten on beşinin çocuğu olmuyor. Bu sebeple yaklaşık 150 bin çift kısırlık tedavisi görürken, bu hastaların önemli bir kısmı tüp bebek merkezlerine başvurarak evlat sahibi olmayı umut ediyor. Ancak bu hastanelere büyük hayaller kurarak gelen çiftlerin umutları ruhsatsız ve ehliyetsiz merkezler nedeniyle yok oluyor. Bazı merkezler ise Avrupa ve Amerika’da deneme aşamasında olan deneysel yöntemleri ailelere vaat ederek çiftleri yanıltıyor. Üreme Endokrinolojisi, İnfertilite ve Yardımla Üreme Teknikleri Derneği (TSRM) Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, ailelerin merkez seçiminde çok dikkatli olması gerektiğini söylüyor. Ruhsatlı çalışan bazı merkezlerin de ticari kaygılarla başarı kriterlerini değiştirdiğine dikkat çeken Yaralı, “Maalesef birçok merkez başarı ölçütü olarak gebe kalmayı alıyor. Bu, çok yanıltıcı ve yanlış bir yöntem. Çünkü önemli olan gebelik değil bunun canlı doğumla sonuçlanabilmesidir.” diye konuşuyor. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş ise merkezlerde rekabet nedeniyle etik sorunlar yaşandığını bildiriyor. Türkiye’de her yıl 18 bin ile 20 bin arasında tüp bebek uygulaması yapıldığını aktaran Tıraş, beş yıl öncesine göre merkezlerin sayısının iki katına çıktığını anlatıyor.
Gittiğiniz tüp bebek merkezinin ruhsatı var mı? Gebelik oranları ne?
Sağlık Bakanlığı’nın 2005’in Şubat ayından itibaren çocuğu olmayan ailelere tüp bebek uygulamalarında yüzde yirmi oranında yardım etmesi merkezlere olan talebi artırdı. Ülkemizde halen 56’sı özel olmak üzere 80 tane tüp bebek merkezi hizmet veriyor. Bu merkezlerin dışında ruhsatsız çalışan hastanelerin sayısı da her geçen gün artıyor. Ailelerin bu konularda çok seçici ve dikkatli davranması gerektiğini ifade eden TSRM Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, ücretlerin kamu kurumlarında 2 bin 500 YTL, özel sağlık kurumlarında ise 3 bin 500 YTL’ye kadar çıktığını vurguluyor. Ailelerin, başvurdukları merkezlere Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsat alıp almadıklarını sormalarının büyük önem taşıdığını kaydeden Yaralı, çiftlerin gebelik oranlarını muhakkak öğrenmeleri gerektiğini açıklıyor. Prof. Dr. Hakan Yaralı sözlerini şöyle sürdürüyor: “Tüp bebek merkezlerinde son dönemlerde büyük bir artış oldu. 2 yıl içinde sadece büyük şehirlerde değil Anadolu’nun birçok şehrinde yeni merkezler açıldı. Ancak merkez sayısının artması başarı oranlarını değil, ulaşılabilirliği artırdı. Aileler bir merkeze adımını atmadan önce bazı konularda bilgi sahibi olmalıdır. Merkeze mutlaka tüp bebek uygulamasına bağlı doğum oranını ve bu başarıyı elde etmek için kaç tane embriyo naklettiğini sorması gerekiyor.” Çocuğu olmayan ailelere tek seçenek olarak tüp bebek yönteminin önerilmesini de eleştiren Yaralı, bireysel özelliklere göre tercih yapılması gerektiğini söylüyor. Geleneksel tedavi yöntemlerinin göz ardı edildiğini dile getiren Hakan Yaralı, “Özellikle 30 yaş altındaki çiftlere öncelikle başka alternatifler sunulmalı. Uzmanlar hastalığın derecesi, etkilenme şiddeti, kısırlık süresi gibi faktörleri göz önünde bulundurarak çifte tüp bebek önermelidir.” ifadelerini kullanıyor. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş ise gebelik şansını artırmak için anne rahmine fazla sayıda embriyo transferi yapıldığını aktarıyor. Bu uygulamanın çoğul gebelikleri, erken doğumları artırdığını anlatan Tıraş, yöntem sonucunda bebeklerde sağırlık, körlük, zekâ geriliği gibi kalıcı sorunların ortaya çıkabildiğini bildiriyor. İnsan vücudunun tek bir gebeliğe elverişli olduğuna dikkat çeken Tıraş, ikiz gebeliklerin üzerindeki çoğul gebeliklerde belirgin sakatlık artışının olduğunu dile getiriyor. Tıraş, ayrıca ailelerin tüp bebek merkezlerinde embriyoların dondurulabildiğinden de emin olması gerektiğini açıklıyor. Tıraş, “Başarısız bir dondurma yöntemiyle gebelik elde edilemeyen bir program da, transfer ve çözme sonrasında arta kalan embriyolar ziyan oluyor. Bunda ailelerin ekstra şansı da kullanılmış oluyor.” diye konuşuyor.
![]() Tüp bebekle ilgili merak edilen sorular
İnfertilite yani kısırlık nasıl ortaya çıkıyor? Kısırlık, bir yıl süreyle korunmaksızın düzenli ilişkide bulunulmasına rağmen gebe kalınamaması durumu olarak tanımlanıyor. Sağlıklı bir çiftin bir ay boyunca düzenli ilişkide bulunması durumunda ise gebe kalabilme şansı yaklaşık yüzde 20-25’tir.
Kısırlık şüphesi ile başvuran çiftlere ilk etapta hangi tetkikler uygulanıyor? Kısırlık problemi ile başvuran çiftlerde, sorunun nedenini bulmaya yönelik bazı tetkikler yapılması gerekebilir. Bunlardan ilki erkekte yapılan sperm analizi, kadında da rahim ve tüplerin geçirgenliğini değerlendirmek amacıyla rahim filmi (histerosalpingografi) çekimidir. Ayrıca yine kadının hormonal durumu ve yumurtalıklarının kapasitesini değerlendirmeye yönelik bazı testler, belli hasta gruplarında adet kanamasının üçüncü gününde yapılıyor.
Tüp bebek tedavisi ne kadar sürüyor? Tüp bebek tedavisinin süresi, hekimin çift için uygun gördüğü protokole göre değişiklik gösteriyor. Genelde ilk ilaçların kullanılmaya başlanılmasından embriyo transferine kadar geçen süre 4-5 hafta arasında. Tedavi sırasında tüp bebek merkezinde yatmak gerekiyor mu? Hayır. Yalnızca yumurtalar toplandıktan sonra ve embriyo transferi yapıldıktan sonra 3-4 saat hastanede dinlenilmesi yeterli.
Yumurtalar toplanırken hasta, ağrı duyuyor mu? Yumurta toplama işlemi sanılanın aksine çoğu hasta için rahatlıkla yürütülen bir işlemdir. Ayrıca bu işlem sırasında sakinleştirici, ağrı kesici ilaçlar yapılıyor ve bazen de işlem hasta uyutularak gerçekleştiriliyor.
Tüp bebek tedavisiyle doğan bebekler sağlıklı mıdır? Tüp bebek tedavisiyle doğan bebekler yapısal, doğumsal ve genetik anormallikler açısından doğal yolla oluşan bebeklerden bir farklılık göstermez. Yalnızca baba adaylarındaki genetik problemler tüp bebekle oluşan erkek çocuklara geçebilir.
Tüp bebek gebeliklerinin düşükle sonuçlanma riski daha mı fazla? Doğal yolla oluşan gebelikler ne kadar düşük riski taşıyorsa tüp bebek gebeliklerinde de risk aynıdır.
Yumurta ve sperm nakli doğru mu? Kısır olan bazı çiftler, Türkiye’de yasak olduğu için yumurta ve sperm nakli yaptırmak amacıyla yurtdışına gidiyor. Bu işlem en çok Kıbrıs, İsrail, Yunanistan, İngiltere, ABD ve Belçika gibi ülkelerde yapılıyor. Türkiye’den yumurta ve sperm nakli için yılda 2 bin çiftin yurtdışına gittiği tahmin ediliyor. Bunlardan bir kısmı yumurta nakli, bir kısmı da sperm nakli yaptırıyor. Yumurta naklinde, başka bir kadından alınan yumurtalar, erkeğin spermiyle döllendirilerek alıcının rahmine yerleştiriliyor. Sperm naklinde ise başka bir erkeğin spermi kullanılıyor. Sağlık Bakanlığı’nın ilgili yönetmeliğine göre ise tüp bebek tedavisinde başkasının yumurta ve spermlerinin kullanılması yasak. Yöntem, evli çiftlere yalnızca kendi yumurta ve spermleriyle uygulanabiliyor. *** Ahmed Şahin: Tüp bebeğin caiz olabilmesi için işlem, nikâhlı karı-kocanın ortaklığında olmalıdır. Araya yabancı bir kadın, yahut da kocanın girmediği bir tüp bebek yöntemi uygundur. Üçüncü şahsa ait bir alıntı olmamalıdır. Kadın yahut da kocadan birinin yerine yabancı bir kadın ya da yabancı bir erkek girmesi, yabancıya ait bir nesnenin alınarak nikâhlı karı-kocaya mal edilmesi haramdır.
***
İslâm Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman: Tüp bebek yapılabilmesi için çiftlerin nikâhlı olması şarttır. Bu yolla çocuk sahibi olabilmek için üç unsurun bir araya gelmesi gerekiyor. Bunlar sperm, yumurta ve rahimdir. Bunların her üçü de birbiriyle evli çifte ait olursa tüpte aşılama yoluyla çocuk sahibi olmakta şer’an bir sakınca yoktur. Bu, normal aşılanma yoluyla çocuk sahibi olamayan karı kocaya uygulanan bir tedavi mahiyetindedir. Karısının yumurtasını, tabii yerinde iken kocasının spermiyle aşılamakla, yumurtayı alıp tüpte aşılamak, sonra rahme yerleştirmek arasında bir fark yoktur; yeter ki bütün bu işlemler zarurete yani başka türlü çocuk sahibi olmanın mümkün bulunmadığı vakıasına dayanmış olsun! Tüp bebek uygulaması, yukarıdaki şekillerin dışına çıkıldığı ve araya yabancı unsur sokulduğu yani sperm, yumurta ve rahimden biri, karı koca dışında bir başka şahsa ait olduğu takdirde caiz değildir. Çünkü meşru bir çocuğun gerek sperm ve yumurta, gerekse rahim bakımından karı-kocaya ait olmasında İslam dini bakımından zaruret vardır.
***
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tüp bebek görüşü: Kadın veya erkekteki bir kusur sebebiyle, tabiî ilişkiyle gebeliğin gerçekleşmesi mümkün olmadığı takdirde; döllendirilecek yumurta ve sperm, her ikisinin de nikâhlı eşlere ait olması yani bunlardan herhangi birinin yabancıya ait olmaması; döllenmiş olan yumurtanın, başka bir kadının rahminde değil, kendi rahminde (yumurtanın sahibi olan eşin rahminde) gelişmesi; bu işlemin, gerek anne-babanın; gerek doğacak çocuğun maddî, ruhî ve aklî sağlığı üzerinde olumsuz bir etkisinin olmayacağının tıbben sabit olması şartıyla, normal yoldan gebe kalması ve anne olması mümkün olmayan evli hanımların, çeşitli tıbbi yollarla gebeliklerinin sağlanmasında, İslâmî hükümler açısından bir sakınca görülmemektedir. Başka kadının yumurtası veya kocası dışında yabancı bir erkekten alınan sperm ile bir kadının gebeliğinin sağlanmasının ise insanlık duygularını rencide etmesi ve zina unsurlarını taşıması sebebiyle caiz değildir.
Prof. Dr. Bülent Tıraş:
Prof. Dr. Bülent Tıraş, bazı tüp bebek merkezlerinin çiftlerin gebelik şansını artırmak için 6 deneysel tedavi metodu uyguladıklarını belirtiyor. Bu tedavi yöntemleri şunlar:
* Lazer destekli yuvalama * Yapay rahim yöntemi (co-culture) * İlaçsız tüp bebek * Embriyo glu * HLA-G yöntemi
( Zaman / Ailem ) |
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
' Dizlerinizde ağrı mı var? Menisküs olabilirsiniz '
16/3/2007 -Kategori: Saglik
| Opr. Dr. Mehmet Demirayak | |
Dizlerinizde ağrı mı var? Menisküs olabilirsiniz Menisküs sadece bir sporcu hastalığı değildir.Birçok insan menisküse ya da çapraz bağ yırtığına maruz kalabiliyor. İlaçla tedavisi ise yok. Isınmadan antrenmanlara çıktıkları ve antrenmanda darbelere maruz kaldıkları için daha çok futbolcularda görülen menisküs, ev hanımları için de risk oluşturuyor. Uzun süre dizüstü çalıştıktan sonra ani olarak kalkmaya çalışan ev hanımları menisküs yırtığı ile karşı karşıya kalabiliyor. Menisküs, daha çok bacak sabitken vücudun diz eklemi üzerinde dönmesiyle zedelenip yırtılabilir. Yırtılma sırasında şiddetli ağrı olur ve eklemin içinde bir şeyin yırtıldığı hissedilir. Menisküs, halk arasında ‘sporcu hastalığı’ olarak biliniyor. Menisküs yırtığı oluşumunda ikinci sırada ise ev kadınları ağırlık kazanıyor. Ev hanımlarının uzun süre dizüstü çalıştıktan sonra kalkmaya çalışmaları, menisküs yırtılmalarına neden oluyor. Bu nedenle ev kadınları eğer uzun süre dizüstü halı silmişlerse, aniden ayağa kalkmaktan kaçınmalı.
MENİSKÜS NEDİR? Menisküs diz eklemi içinde, uyluk ve kaval kemikleri arasında biri içte diğeri dışta olmak üzere her diz ekleminde iki adet bulunan ve diz eklemini destekleme ile görevli kıkırdak yastıkçıklardır. Eklem sürtünmesini azaltarak hareket kabiliyetini artırır. Yük aktarım alanını genişleterek eklem kıkırdaklarının korunmasına katkı yapar. Yarımay şekliyle uyluk ve kaval kemik başlarını sararak oluşturduğu yuva içerisinde eklem stabilitesine de katkıda bulunur.
MENİSKÜS YIRTIĞI NASIL OLUŞUR? Sadece sporcularda değil, dizini herhangi bir şekilde zorlamış herkeste görülebilir. Menisküs yırtığı dizde ağrı, kilitlenme, hareket kısıtlılığı ve sıvı toplanması gibi çeşitli şikâyetlere neden olur. Yaşlanma ve yapısal bozukluklar nedeniyle kendiliğinden görüldüğü gibi dizini sürekli büken kişilerde de görülebilir. Menisküslerin iç kısmı kıkırdak yapıda, damarsız olduğu için kendiliğinden iyileşmez. Ancak çevresindeki küçük bir kısım damarlı olduğu için yırtık oluştuğunda dikilirse iyileşebilir. İç kısımda oluşan yırtıkların ise temizlenmesi gerekir. Aksi takdirde dizin içinde bozulmalara yol açar. Menisküs yırtıklarında güncel tedavi metodu artroskopidir. Artroskopi eklem problemlerinin tanı ve tedavisinde eklemin içinin görüntülenmesi için kullanılmaktadır. Sıklıkla karşılaşılan menisküs yırtıkları ya bir travma ile ya da yıllar içinde meydana gelen yıpranma sonucunda oluşur. Menisküs yırtıkları kendini; ağrı, kilitlenme ve hareket kısıtlılığı ile gösterir. Tedavi olarak yırtılan menisküsün bir kısmının alınması veya mümkünse yırtılan kısmın dikilmesi ile yapılır. Tedavinin ne şekilde yapılacağı hastanın yaşına ve yırtığın menisküsün hangi bölümünde olduğuna bağlıdır. Ameliyatı takiben hastalar genellikle aynı gün taburcu edilebilirler. Hasta, ameliyat sonrasında bir çift koltuk değneği ile dizi üzerine basabilmekte, 4-5 gün sonra da işine gidebilmektedir. Ancak menisküs tamiri yapılmış ise bu durumda hastanın yaklaşık 2 ay üzerine basmaması gerekmektedir.
ÇAPRAZ BAĞ YIRTIĞI NASIL TEDAVİ EDİLİYOR? Ön ve arka çapraz bağlardan, ön çapraz bağ yırtığı daha sık olmaktadır ve bu bağların dikilmesi söz konusu olmadığından, tedavi bağın yeniden oluşturulması ile yapılmaktadır. Bu işlem ise diz çevresinde bulunan diğer bağların veya greft kullanılması ile olmaktadır. Kullanılan bu bağlar kemiğe özel vidalarla tutturulur. Ameliyat sonrası hasta, koltuk değneği ile üzerine kısmi olarak basabilmekte (iki hafta), takiben de iyi bir fizik tedavi ve rehabilitasyon programı gerekmektedir. Ön çapraz bağ ameliyatı olan hastanın spora dönüş süresi yaklaşık olarak 6 aydır.
KİREÇLENME NEDİR? Sık görülen bir eklem hastalığıdır. Eklem kıkırdağının yapısının bozulması, aşınması, incelmesi ve hatta kaybına neden olur. Kireçlenme eklemlerin normal yapısını bozarak, ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığı, hareket sırasında eklemden çıtırtı sesinin gelmesi şeklinde bulgular verir. Orta ve ileri yaşta daha sıktır. Kadınlar daha yatkınlık göstermektedir. Yapısal bozukluklar (Doğumsal veya sonradan travmatik hasarlar) kireçlenme riskini artırmaktadır. Aşırı kilo, eklemleri sürekli zorladığından kıkırdak harabiyetini hızlandırarak kireçlenmeye zemin hazırlamaktadır. Romatizmal eklem hastalıkları ve eklem iltihapları da kireçlenmeye sebep olmaktadır. Tedavide şu yollar izlenir: İlaç tedavisi, eklem içi enjeksiyonlar, fizik tedavi ve rehabilitasyon, artroskopik debridman, kemik düzeltici ameliyatlar, protez.
OPR. DR. MEHMET DEMİRAYAK, ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİ UZMANI, KONYA VAKIF HASTANESİ
( Zaman / Ailem ) |






* Mıknatıs yöntemi 