Oylarımızla, siyasal tercihlerimize, irademize sahip çıkıyoruz!
5/4/2008 -Kategori: Siyaset
Oylarımızla, siyasal tercihlerimize, irademize sahip çıkıyoruz!
Türkiye bir kez daha, “üç kişiyi idam ederek güzel bir sistem kurmak”la övünen elitist anlayışın tehdidi altındadır.
Türkiye, halkın tercihleri ile seçkinlerin korku siyaseti arasında, kapatılan 26 partiye bir yenisi daha eklenmeye çalışılarak kıskaca alınmak istenmektedir.
Seçmenin %47'sinin desteğini alan bir siyasal parti, kendini halkın, demokratik işleyişin, hukukun üstünde gören seçkinlerin korkularına kurban edilip, kapatılmak istenmektedir.
Siyasi tercihimiz ne olursa olsun Türkiye'nin geleceğini karartmak isteyenlere dur diyelim.
Hangi partiye oy vermiş olursak olalım; düşüncesinden, siyasi tercihinden dolayı siyasi partilerin kapatılmasına karşı çıkalım.
Oylarımıza, siyasal tercihlerimize, halkın iradesine sahip çıkalım.
Türkiye bu ayıbı bir daha yaşamasın.
Biz kimiz?
Biz bu ülkeyi çok seven, çıkan her huzursuzlukta yüreği yanan kişileriz.
Biz, Türkiye'nin geniş ufkunun kısır görüşlerle heba edilmemesi gerektiğine inananlarız.
Biz, her rüzgârda yön değiştiren ve haklının değil de güçlünün yanında yer alanlardan sıkılmış kişileriz.
kapatmayahayir.com'u milletin ortak hislerine tercüman olmak için bir grup arkadaş hayata geçirdik.
Şimdi çok kişiyiz…
Ve her imza ile sayımız büyüyor.
Peki, ne istiyoruz?
Ayak oyunlarıyla milletin iradesinin heba edilmemesini istiyoruz.
Seçmenin %47'sinin tercihini alan, ülkeyi 6 yıldır yöneten bir partinin kapatılmak istenmesine hayır diyoruz.
Siyasi tercihimiz ne olursa olsun Türkiye'nin geleceğini karartmak isteyenlere dur diyoruz.
Basit bir şey talep ediyoruz.
Oylarımıza, siyasal tercihlerimize, halkın iradesine sahip çıkalım.
Hedefimiz ise 1.000.000 imza.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
"Bunlar, Türkiye'yi Nişantaşı'ndan ibaret zanneden 40 bi
16/12/2007 -Kategori: Siyaset
Cemil İpekçi'den Piyanist Fazıl Say'a sert yanıt!
"Bizim Türkiye rüyalarımız öldü. İslamcılar kazandı, biz yüzde 30, onlar yüzde 70. Başka bir ülkeye taşınmayı düşünüyorum." diyen piyanist Fazıl Say'a tepkiler sürüyor.
Sanatçıya en sert eleştiri ünlü modacı Cemil İpekçi'den geldi. İşgal yıllarında bile kimsenin Türkiye'yi terk etmediğini belirten İpekçi, ilginç bir tespitte bulunuyor: "Fazıl Say'ı tanırım, çok şeker bir insan; ama 'onlar' ne demek? 'Onlar' dediğin çoğunluk, yüzde 70 oy alıyor. Nasıl böyle bir ayrım yaparsın? Bunlar, Türkiye'yi Nişantaşı'ndan ibaret zanneden 40 bin kişilik, içinde benim ailemin de olduğu beyaz Türkler. 65 milyonluk Türkiye'yi görmüyorlar; çünkü belirli bir azınlığın ve dinozorların son çığlıkları bunlar."
İnsanların korku çemberine sokulduğunu belirten Cemil İpekçi, Türkiye'de işlerin belli bir azınlığın isteklerine göre yürüyemeyeceğini vurguluyor. Üniversitelerdeki başörtüsü yasağını da anlamsız bulan İpekçi, "Kıyafet kanunu bir Mao'nun Çin'inde olmuş, bir de bizde. Dünyanın hiçbir yerinde böyle şey yok." ifadesini kullanıyor. Türbanın kadını özgürleştirdiğini anlattıktan sonra yakın tarihe atıf yapıyor: "Ben 60 yaşındayım, bizi düne kadar 'komünizm gelecek' diye korkuttular, şimdi 'İran oluruz' diye korkutuyorlar. Kadın olsaydım 'sırf protesto olsun diye' türban takardım."
Fazıl Say'ın böyle bir şey söylediğine inanmak istemeyen İpekçi, bir sanatçıya sarf ettiği bu cümleleri yakıştırmıyor. Hangi sebepten olursa olsun ülkenin terk edilemeyeceğine dikkat çeken ünlü modacı, Kurtuluş Savaşı'mıza atıfta bulunarak, "İşgal altındaydı bu ülke, insanlar terk etti mi? inançlarda ve düşüncelerde aynı olmayabiliriz; ama ülkeyi 'terk etme' ifadesini kullanmak çok ağır." diyor. Türkiye yerine Batı'yı adres gösterenlere, "Yasak yok, kim nerede mutlu olacaksa orada yaşasın." diyen İpekçi, Türkiye'de işlerin belirli bir azınlığın isteğine göre yürüyemeyeceğini de söylüyor.
Türbanın Türk kadınını özgürleştirdiğini düşünen ünlü modacı, kadın üzerine bir kimlik oluşturamayan geçmişteki politikaları da eleştiriyor. Türbanın kadına kimlik kazandırdığını belirten İpekçi, "Benim türbanı savunmam ondan. Çünkü daha evvel kadınlar türbanı takmıyordu. Belki başını sadece örtüyordu. Ataerkil aile yapısından dolayı sokağa çıkamıyordu. Şimdi kadın, türbanla birlikte haklarını savunmasını öğrendi. Bir bakıyorsunuz türbanlıların yüzde 80'i okumuş, lisan, dünya ekonomisi biliyor. Başı açıkların çoğu Rolex saatten; evine Moldovalı hizmetçi geldi, gittiden başka bir şey konuşmuyor. " diyor.
Türbanın sadece üniversitede değil tüm kamu kuruluşlarında serbest olmasını isteyen Cemil İpekçi şöyle konuşuyor: "Bırakın üniversitelerde serbest olmasını, kamuda da serbest olmalı. Kamuda çalışana böyle böyle giyineceksin demek ne kadar doğru? Kıyafet kanunu bir Mao'nun Çin'inde olmuş, bir de bizde. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok."
Ünlü modacı, Abdullah Gül'ün, cumhurbaşkanı olmasını ise şöyle değerlendiriyor: "Abdullah Gül, karısının başörtüsüyle değil, kendi beyniyle ülkeyi idare ediyor. Siz oturup 'bize yakışıyor mu?' diyebilirsiniz. Bu hükümet, 5 yıl önce güllük gülistanlık bir ülke devralmadı. Bir faciayı devraldı. Bugün, çok mutluyum; çünkü Abdullah Gül'ün yerinde durduğu yok. "
Zaman
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Leman'dan kimse böyle bir TÜRBAN karikatürü beklemezdi... Te
28/11/2007 -Kategori: Siyaset
Ödülünü almak üzere kürsüye gelen öğrenciye, büyük bir asker postalının 'Küüt' diye tekme atması şeklinde tasvir edilen karikatür, 'Bir Genç Kızın Gözyaşları' başlığıyla sunuldu.

ınternethaber.com
Yorum (7) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
"Sessizce yasımızı tutamadan, sessizce dualarımızı edemeden siya
26/11/2007 -Kategori: Siyaset
Genç Siviller Rahatsız!
Sessizce yasımızı tutamadan, sessizce dualarımızı edemeden siyasi sloganlarınız, intikam isteyen çığlıklarınız, düşmanlığı artıracak ölçüsüz tepkilerinizle yine hamasetin, siyasetin dibine vurdunuz!
Yas tutmayı, vakur durmayı, itidali elden bırakmamayı, sağduyulu davranmayı yine beceremediniz!
Size inanmıyoruz!
Onları gerçekten sevseydiniz, hamaset dolu cümleleriniz samimi olsaydı önce 19 yaşında gençlerin 3 aylık eğitimlerle çatışmalara gönderilmelerine isyan ederdiniz!
Onları gerçekten düşünseydiniz, onları hayatlarına gerçekten kıymet verseydiniz bütçeden aslan payını alan silahlı kuvvetlerin bir ay içinde bu kadar büyük kayıplar vermesini sorgular, bu kayıplar için üzerlerine vazife olmayan her konuda açıklama yapan askeri yetkililerden acılı aileler adına hesap sorma cesaretini gösterirdiniz!
Onlar umurunuzda olsaydı, sekiz askerin nasıl olupda kaçıralabildiğini, o askerlerin akıbetleri hakkında yapılan çelişkili açıklamaları, siyasi konularda geceyarısı açıklama yapan askeri yetkililerin saatlerce kamuoyundan bu gerçeği saklamalarını eleştirilebilir, havanda su dövmek yerine sorumluları istifaya çağırma basiretini gösterebilirdiniz!
Daha birkaç ay öncesine kadar göbeğini kaşıyan adamlar diyerek aşağılanan insanların çocuklarına sahiden kıymet verseydiniz, gencecik ölümleri yaşlanmış siyasetlerinize hayat vermek için kullanmaz, onları ölümleri üzerinden siyaseten yaşadığınız yenilginin rövanşını alma peşine düşmezdiniz!
Onların gerçekten "öldü denilmemesi gereken şehitler" olduğuna inansaydınız, Hrant Dink'i öldüren çapulcu katillerle birlikte adlarını anarak aziz hatıralarını rahatsız etmezdiniz.
Onların annelerinin acılarını gerçekten yüreğinizde hissetseydiniz, sınır ötesi operasyon, savaş naraları atarak başka annelerin acıları üzerinden bedeller ödeme yeminleri etmezdiniz.
Gerçekten vatanınızı sevseydiniz, evinize bayrak asarak, sokaklarda taşkınlıklar yaparak, ileri geri konuşarak toplumsal barışımızın köküne kibrit suyu dökmezdiniz!
Gerçekten Türkiyenin menfaatlerini düşünseydiniz, Irak bataklığına bizi çekmeye çalışanların apaçık tahriklerine gelmezdiniz!
Gerçekleri merak etseydiniz, sahiden Türkiye için en iyisini isteseydiniz sivil anayasa tartışılırken, Mecliste barış rüzgarları eserken, sivil siyaset güçlenirken şiddetin neden yeniden yükseldiği sorusuna sahici yanıtlar arardınız!
Gerçekten barış ve çözüm isteseydiniz, iktidarlarını şiddetin ve çatışmaların devam etmesi üzerine kuranların siyasetlerine alet olmazdınız.!
Üzerlerinde asker kostümleri olan gencecik siviller öldü yine. Daha hayata tam başlayamadan.
Şimdi Susun! Yasımızı tutalım.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
"Memleket deli gibi iki kutba ayrıldıysa Baykal falan değil SİZ
27/7/2007 -Kategori: Siyaset
Bugün Hepimiz Tuğçe Baran'ız!
Neden mi?
Buyurun okuyun son yazısını ve karar verin siz de öyle misiniz, değil misiniz?
Yok öyle zentinyağı gibi üste çıkmak!
Şimdi bütün köşeciler Baykal’a hücum ediyor. Yok iyi yönetememiş, yok politikası iyi değilmiş, yok canavarı zamanında o yaratmış.
Yok öyle şimdi zeytinyağı gibi su üstüne çıkmak!
Memlekette “türbanlılar mı?.. Ay ne kaka” diyen tek Baykalmış gibi..
Memleket deli gibi ki kutba ayrıldıysa Baykal falan değil SİZ pek sayın köşeciler SORUMLUSUNUZ!
Yazdığınız yüzlerce saçma sapan din düşmanı, halk düşmanı yazı yüzünden.
Yarattığınız monşer, elit havası yüzünden.
Bir biz biliriz, halk bilmez, salak bunlar havası yüzünden.
Baş örtülüye geri zekalı, namaz kılana yobaz, soyunmak istemeyen gerici dediğiniz için.
Siyaset yapmanın TEK sizin “sade” hakkınız olduğunu düşünüp “ama örtülerini siyasal simge yapıyorlaaaar” gibi ne idüğü belirsiz iddialar üretip, (bana siyasal simge olmayan tek bir şey söyleyin?) “sakin olun yahu, bırakın istedikleri gibi örtünsünler” diyenlere de “işbirlikçi, demokrasi adına şuursuzluk eden romantik geri zekalılar” muamelesi yaptığınız için.
Yok öyle Baykal’a yüklenip temize çıkmak!
“Yok yani ben hakikaten etrafımda türban reklamını bırak türbanlı falan BİLE görmek istemiyorum” diyebilecek kadar şuursuzlaştığınız için. (Türkiye’nin yüzde yetmişi kapalı ulan!)
Üniversitelerdeki kanuni ayrımcılık hiç umurunuzda olmaz hatta bunu haklı bulurken topu topu 25 tane mi ne tesettür oteli var ve oraya açıkları almıyorlar diye ki alanlar var- bunu memleketin en büyük ayrımcılığı olarak gördüğünüz için.
AKP’li dediğin “göbeğini kaşıyan, kıllı, fanilalı, ebleh” insanlardır diyecek kadar edepsizleştiğiniz için.
AKP’li olmasın da MHP’li olsun, GP’li, gerekirse Saadet Partili olsun diyecek kadar müptezel olduğunuz için..
Sabah akşam, gece gündüz yılın 365 günü Melih Gökçek yazdığınız için.
Yalan yanlış testis haberleri yüzünden.
Evet bunlar yüzünden, itici, gülünç ve inandırıcılıktan uzak olduğunuz için AKP yüzde 48 oyla başımıza geçti.
H H H
Bekir Coşkun efendi etrafında AKP’ye oy vereceğini söyleyen tek kişiye rastlamamışmış. Ay pek şaşırmışmış!
Kendi pek muhterem gazetesinde çalışan en az ON kişi tanıyorum AKP’ye oy veren! Üstelik Emin Çölaşan ve Bekir Coşkun’a inat! Yeni de değil. 3 aydır AKP’ye oy vereceklerini söyleyip duruyorlardı. Şoförden, çaycıdan, söz etmiyorum, basbayağı meslektaşlarından söz ediyorum. Kendisi zahmet edip biraz orta ve alt kademede meslektaşlarıyla (tabii AKP’ye oy vermiş olanları meslektaşı addederse) oturup konuşsaydı, hangi fanusta oturuyorsa oradan biraz çıksaydı, “laik eş”, “elit komşu”, “Kemalist ahbap”, “e-çavuş” “türban düşmanı fino” dörtgeninden, beşgeninden çıksaydı görebilirdi bizzat çalıştığı kurumda BİLE kimler var, kimler yok.
Ama yoook! “AKP’li eşittir göbeğini kaşıyan, kıllı tüylü orangutanlardır” diye üretmiş ilkokul bir seviyesinde bir fikirimsi, dört aydır ha bire o tuhaf yaratığı aradığı için göremez tabii ki etrafındaki AKP çemberini.
Hiç öyle Deniz Baykal’ı günah keçisi yapıp Rodos’lara falan yüzmeye yollamaya kalkmayın.
Sandınız ki ettiğiniz hakaretlerden bir tek hakaretlerinizin hedefi etkilenecek. Sandınız ki “pis Türbanlı” dediğiniz zaman bir tek başı kapalılar sinirlenecek, üzülecek.
Sandınız ki bikiniyle denize giren insanlar otomatik CHP’lidir ve yanındakine yapılan hakaretlerden etkilenmeyecek.
Bu yüzde 48’in yüzde 25-30’u gerçek AKP’liden geldiyse geri kalanı da komşusuna edilen hakaretlerden rahatsız olandan geldi, bunu da bilesiniz..
Hiç Baykal’a falan suçu atmayın. Kendi ellerinizle yaptınız.
Tuğçe Baran / Vatan
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
"Aylardır burada davul çalıyoruz, davul... Perşembenin gelişi ça
27/7/2007 -Kategori: Siyaset
Engin Ardıç halktan kopuk köşe yazarlarına tabir-i caizse 'ayar verdi..'
"Aylardır burada davul çalıyoruz, davul...
Perşembenin gelişi çarşambadan kabak gibi ortadaydı..."
Şiştiniz mi düdük makarnaları?..
Sözüm politikacılara değil, bazı gazetecilere... Politikacıya seçmen vurmuş, bir de biz vurmayalım.
Fakat aziz ve değerli meslekdaşlarımıza iki çift sözümüz olacak artık.
Aylardır burada davul çalıyoruz, davul... Perşembenin gelişi çarşambadan kabak gibi ortadaydı... Ama, birilerine şirin görünmek için beş yüz bin kişilik mitingi şişire şişire bir buçuk milyon kişiye çıkaranlar utanmadılar.
Hiç öyle “demedim mi nazlı yarim ben sana” gibi çıtkırıldım başlıklara gerek yok. “Türk basını bu sınavda geçer not alamamıştır, sınıfta kalmıştır” falan gibi laf dolambaçlarına da gerek yok.
Türk basınının bir kesimi, bu seçim kampanyasında son derece rezil, aşağılık, utanç verici bir tutum sergilemiştir!
Ama her zaman yaptığı gibi işi pişkinliğe ve yüzsüzlüğe vuracak, örneğin çok kişinin Tarhan Erdem’den özür dilemek aklına bile gelmeyecektir. “İstifa müessesesini” kendileri için hiç akıllarına getirmeden Deniz Baykal’i istifaya davet edenler de olacaktır. (Pazartesi sabahı gazetelere baktım, olmuş vallahi.)
Kimisi de lafı kıvırtacak, “aslında ben CHP-MHP koalisyonu istemedim ki, ‘farzeyleyelim’ dedim” dümenine yatacaktır.
Kimileri bönlükten düştüler bu duruma, kimileri düpedüz amigoluk gayretinden.
Arada, oyunu bir gün ona bir gün buna vererek herkese mavi boncuk dağıtan, üç erkeği idare eden oynak kadın gibi hem iktidarı, hem muhalefeti, hem de patronu idare edenler de görüldü.
Bönler, kendini solcu sayan ama “cahil halk kime oy vereceğini bilemez” kafasında gidenlerdi. Bunlar “AKP yüzde yirmiyi geçemez” diyerek önce kendi kendileriyle çelişkiye düşüyorlardı, çünkü “kalkınmadan pay alamayan halk artık uyanmıştı!”
Kıytırık kırk okuyucusuyla kamuoyu oluşturduğunu sanan, oturduğu yerden memleket yönetenler vardı... Zırvalarıyla seçmen etkilediğini sananlar vardı...
Akıl almaz, inanılmaz zavallılık örnekleri sergilendi.
“23 Temmuz sabahı Deniz Baykal başbakan, isterseniz bu yazımı kesip saklayın” diyen bile gördük.
Bir arkadaş, “moraran, sararan, sarsılan olabilir” diyordu. Okuyucuya ayıp olmasın diye ben topladım, bu kelimelerin herbirini tek satır yapmıştı. (Fikri Akyüz’ün böyle yazanlar için çok sevimli bir önerisi var. Diyor ki, “madem bu arkadaşlar böyle her kelimeyi tek satır yaparak yazı şişirip köşe dolduruyorlar, çalıştıkları gazetenin muhasebe servisi de bunlara maaşlarını bir lira, beş lira, on lira şeklinde bozuk olarak versin, uğraşsınlar bakalım!...”)
Bir başkasına göre, CHP oy patlaması yapacaktı.
Bunu nereden mi çıkarmıştı? Ali Şen’e sormuştu!
Çünkü “Ali Şen bu işleri bilirdi”... Fenerbahçe’nin efsanevi başkanı Ali Şen’in tahminleri hep doğru çıkarmış...
“AKP ile CHP arasındaki puan farkı kapanacak gibi görünüyor” yazarak bu farkı kapatabileceklerini sananlar da gördük, “CHP, Deniz Baykal’ın bile beklemediği bir oy patlaması yapacak gibi görünüyor” yazıp lafı elinde patlayanlar da... Çünkü, “cumhuriyet mitinglerini CHP doğru okumuştu”... Fakat o mitinglerin yapıldığı İstanbul ve Ankara’da AKP kazanmıştı, artık o kadarcık da olurdu! “Göbeğini kaşıyan ayılar” kime oy vereceklerini gene bilememişlerdi. Karşıdevrimciler, ne olacak...
Kendileri sallıyorlar, kendileri inanıyorlardı. İyi yalan söylemenin önşartı, uydurduğu yalana önce kendisi inanmaktı.
Sandıkta sürpriz pişiyor, moraran, sararan, sarsılan olabilir... Ha?
Kimin morardığını görmesi için aynaya bakması yeterlidir.
“İçi kan ağlaya ağlaya oyunu CHP’ye veren” arkadaşlar da, kanamayı durduracak bir tamponu uygun bir yerlerine tıkmışlardır sanırım.
Ama onlar büyük gazetecidir, ben küçük gazeteciyim.
Engin Ardıç / Akşam
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
'BİRAND şapkasını önüne koydu..' "Seçimler öncesi bir ço
27/7/2007 -Kategori: Siyaset
BİRAND şapkasını önüne koydu..

Seçimler öncesi bir çok yazısında Ak Parti iktidara gelirse şöyle olur,böyle olur diyerek seçmene aba altından sopa gösteren Birand şimdi yanlış yaptığını kabul etti.
Ufukta seçimler görünmeden önce kollarımızı sıvadık. Ne yapıp edip AK Parti'yi (AKP) durdurmalıydık. Her birimizin kendine göre bir gerekçesi vardı. Genelde birleştiğimiz nokta, ülkenin geleceği ile ilgiliydi. AKP'nin Türkiye'yi giderek İslamlaştıracağı kuşkusuydu.
Tam anlamıyla ispat edemediğimiz, ancak içimizi kemiren bir kuşkuydu.
AKP ülkeye istikrar getirmiş, ekonomiyi hareketlendirmiş, kemikleşmiş sloganları kırmıştı. Buna rağmen kuşkuluyduk.
AKP, gerçekten İslamcı olsa, ABD ve İsrail ile ilişkilerini bozar, IMF'yi bırakıp, Avrupa Birliği'ne sırtını döner, İmam Hatipler ve türban konusunda seçmenini tatmin edecek adımlar atardı. Bunların hiçbirini yapmadı. Buna rağmen kuşkuluyduk.
Önce Cumhurbaşkanlığı seçimiyle başladık.
Eşi türbanlı olduğu için, Abdullah Gül'ü açıkça engelledik. Yeni kurallar koyduk.
Genelkurmay Başkanlığı'nın açıklama yapmasını alkışladık. Asker "ya dediğimizi yap, yoksa..." mesajı verdi.
Muhalefet, özellikle CHP etrafında cepheler yarattı. "Ya bizdensiniz veya onlardansınız" dediler. Ulusalcılar, milliyetçiler hep birlikte harekete geçtiler. Milyonlar meydanları doldurdu.
Hiçbiri yetmedi, Anayasa Mahkemesi tarihinin en olmadık kararını aldı.
İşte bu şekilde seçimlere gittik.
Sonuçlar meydanda...
Bu sonuçları nasıl okuyacağız?
Ne mesajlar çıkarmamız gerekiyor?
Halk, bizim kaygılarımıza inanmamış. Meğer aksine, AKP'den çok memnun kalmış... Erdoğan'ın attığı adımları benimsemiş... Avrupa Birliği yolunda devam edilmesi fikrini sevmiş... Çetelerin yakalanıp cezalandırılmalarını beğenmiş... Askerin politikaya karışmasını sevmemiş.
Bu sonuçlara bakıp, hepimiz farklı mesajlar çıkarabiliriz. Belki hiçbiri doğru değildir. Ancak kim ne derse desin, bizler ne düşünürsek düşünelim, bu ülke halkı önümüzdeki 4-5 yıl süreyle AKP tarafından yönetilmek istediğini ortaya koydu. Üstelik bu isteğini de çok net şekilde belirtti.
Önemli olan, bu sonuçlara saygı gösterecek miyiz, yoksa hemen bugünden itibaren eski kavgamıza devam edecek miyiz?
İşte karar vermemiz gereken en önemli yanıt budur...
M.Ali Birand / Posta
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İstifalar parti yöneticileriyle sınırlı kalmasın... "Kendi halkı
27/7/2007 -Kategori: Siyaset
Babahan: Gazeteciler de bıraksın

Ergun Babahan: İstifalar parti yöneticileriyle sınırlı kalmasın...
Seçim sonuçları AK Parti'nin sadece çekirdek tabanından değil, tüm Türkiye'den oy aldığını ortaya koydu. Oy tabanı bununla kalmadı, AK Parti ülkenin batısından da doğusundan da aynı oranda oy aldı.
Kimi araştırma uzmanlarının iddiasının aksine neredeyse her iki seçmenden biri iktidar partisine oy verdi. Böylece yüzde 34 tartışmaları sona erdi, meşruiyet sorusu ortadan kalktı.
Erdoğan liderliğindeki AK Parti, tarihi bir rekora imza atarken iktidardayken bile oy oranını artırma başarısı gösterdi. Bu başarıda iktidarın icraatları kadar, AK Parti'nin önünü kesme çabalarının da payı büyük.
Gerek 27 Nisan bildirisi, gerek 367 tartışmaları, gerekse Anayasa Mahkemesi kararı halkın tek bir partide birleşmesinde yol açtı.
Bu başarıda muhalefetin başarısızlığının da payı gerçekten büyük.
Sadece korku üzerine oynayan, bölünmeyi, irticayı koz olarak kullanan muhalefet partileri halktan rağbet göremedi.
İktidarın her ilde en az bir-iki milletvekilliği kaybedeceğini tahmin eden tüm analizciler yanıldı.
Bu seçimin AK Parti'den sonra tartışmasız en başarılı ismi, araştırmacı Tarhan Erdem oldu. Partilerin oy oranını neredeyse birebir bilen Erdem, itibarı yerlerde gezinen araştırmacılık mesleğine yeniden saygınlık kazandırdı.
DP lideri Mehmet Ağar'ın seçim sonuçları belli olduktan sonra istifa kararı alması yerinde bir karardır. Hep dediğimiz gibi, başarısız liderlerin koltuğa yapışma sevdaları Türkiye'de bugüne kadar sistemi hep sıkıntıya soktu.
Bu tablo karşısında CHP lideri Baykal'ın da bir durum değerlendirmesi yapma vaktinin geldiği ortaya çıktı.
Sivil-asker bürokrasi desteği, emekli generaller aracılığıyla düzenlenen mitingler, DSP ile yapılan işbirliği sonucu ortaya çıkan tablo açıktır.
Türkiye'de bugün eksikliği olan iktidar değil, muhalefettir.
Birinci partiyle, ikinci arasında yüzde yüze yakın bir fark olması normal bir durum değildir, kimse de bunu başarı olarak anlatmaya kalkmamalıdır.
Medyaya da bakacak olursak, istifaların parti yöneticileriyle sınırlı kalmaması gerektiği net bir biçimde görülmektedir.
Kendi halkına bu kadar yabancı köşe yazarı ve gazete yöneticisi dünyanın bir başka ülkesinde yoktur herhalde.
Şimdi asıl sınav Cumhurbaşkanlığı seçiminde.
Ergun Babahan / Sabah
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Her İki Oydan Birini Alarak KAZANDI!.. '42 milyon 537 bin 30
23/7/2007 -Kategori: Siyaset
"Bizim Sevincimiz, Başkalarının Üzüntüsü Olmasın"
Sevgili vatandaşlarım; Bu anlamlı gecede sizleri en kalbî duygularımla selamlıyorum. Türkiye, genel seçimlerini tamamlamış, millî irade, hür ve şeffaf bir ortamda sandıklara yansımıştır. Vatandaşlarımızın huzur ve güven içinde demokratik tercihlerini ortaya koymuş olmasından büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Demokrasimiz, önemli bir sınavını daha başarıyla vermiş, ulaştığı olgunluk seviyesini tüm dünyaya göstermiştir. Ülkemize, milletimize, demokratik hayatımıza hayırlı olsun.
Sevgili kardeşlerim; Gayri resmî sonuçlar üzerine ilk değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Milletimiz, önemli bir çoğunluğuyla AK Parti'yi toplumsal merkezin adresi olarak tescil etmiştir. Bunun için oylarını AK Parti'de birleştirmiştir. Sandıktan birlik ve beraberliğimiz, demokrasimiz ve cumhuriyetimiz daha da güçlenerek çıkmıştır. Onun için diyorum ki; bu seçimde kazanan milletimiz olmuştur, geleceğimiz olmuştur, güven ve istikrar olmuştur. Milletimiz, güven ve istikrar içinde AK Parti ile durmak yok, yola devam, kararı vermiştir. İktidar partisi olarak girdiğimiz seçimlerden oylarımızı daha da artırarak çıktığımız anlaşılıyor.
Öncelikle aziz milletimize AK Parti'ye gösterdiği büyük teveccüh ve destekten dolayı teşekkür ediyorum. Bu sonuçta emeği, katkısı olan her kademedeki bütün arkadaşlarımı, bize gönül veren bütün vatandaşlarımı kutluyorum. Bu başarı bizi şımartmak yerine, omuzlarımızdaki sorumluluğu daha da artırmıştır. Milletimizden aldığımız bu güçlü yetkinin sorumluluğunu bütün ağırlığıyla omuzlarımızda hissediyoruz.
Demokratik tercihini AK Parti'den yana kullanmayan değerli vatandaşlarıma da seslenmek istiyorum. Sizin sandıkta verdiğiniz mesajı da almış bulunuyoruz. Lütfen müsterih olunuz; kime vermiş olursanız olun oylarınız bizim için değerlidir. Tercihlerinize saygı duyuyoruz. Farklı tercihlerinizi de demokratik hayatımızın zenginliği olarak görüyoruz. Demokrasi, çoğulculuk içinde farklı siyasî tercihlerin rekabetini esas alan bir rejimdir. Seçimlerden daha güçlü bir şekilde birinci çıkan parti olarak bu zenginliği korumak herkesten önce bizim görevimizdir. Rahat olunuz; çünkü milletimizin emanetine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sonuna kadar sahip çıkacağız. Bize verdiğiniz görevi layıkıyla yerine getirmek için büyük bir gayret içinde çalışacağız. Hepimizi birleştiren ortak değer ve hedeflerimiz var.
Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyet'imizi daha da yükseklere taşıyacağız. Milletimizin değerlerinden, Cumhuriyet'imizin temel niteliklerinden taviz vermeyeceğiz. Ortak hedefimiz; güçlü ve müreffeh bir Türkiye idealidir. Bu hedefe ancak birlik ve bütünlüğümüzü her şeyin üstünde tutarak ulaşabiliriz. Size sözümüz, hiçbir ayrım yapmadan Türkiye'yi bir ve bütün olarak kucaklamaktır. Cumhuriyet'imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği muasır medeniyet seviyesini aşma hedefini 100. kuruluş yıldönümüz olan 2023'te yakalamak temel önceliğimiz olacaktır. Nihayet bugün sandıkta tecelli eden millet iradesi de bize 'değişim ve gelişmeye devam' demiştir. Bu dönemde kişi başına 10 bin dolar gelirle Türkiye'ye büyük bir sıçrama yaşatacağımıza inanıyorum.
Asolan Türkiye'nin kazanması
Son 4,5 yılda geldiğimiz tarihî seviyeler, yeni hedeflerimizi yakalama konusunda bize güç verecektir. Bugüne kadar birlikte başardık, bundan sonra da birlikte aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Milletimizin bu seçimlerde ortaya koyduğu güçlü onayla Cumhuriyet'imizin kuruluş ideali olan AB hedefini gerçekleştirmek için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Bu zorlu yolculukta milletimizin yüksek menfaatleri ve değişim talepleri bundan önce olduğu gibi yine rehberimiz olacaktır.
Cumhuriyet'imizin çağdaşlaşma hedeflerinin takipçisi olacağız. Halkımızın yaşam standartlarının yükselmesi için ekonomik kalkınmayı ve demokratik reformları azimle sürdüreceğiz. Bugüne kadar izlediğimiz onurlu dış politika devam edecektir. Dikleşmeden dik durmak ve düşman üretmek değil, dost kazanmak ilkelerimiz, komşularımızla ilişkilerimizde yine belirleyici olacaktır. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet olarak yolumuza devam edeceğiz. Bölücü teröre karşı verdiğimiz mücadele, milletimizin sarsılmaz vatan sevgisinden aldığımız güçle sürecektir. Uzun soluklu bu mücadelede, gereken her adımı doğru zamanda atma kararlılığında olduğumuzu buradan bir kez daha ilan etmek istiyorum. Çeteler başta olmak üzere ulusal güvenliğimizi, vatandaşlarımızın can emniyetini ve huzurunu hedef alan her türlü tehditle mücadelemiz devam edecek.
Sevgili vatandaşlarım; Sözlerimin sonunda, bu seçimlerin huzur ve olgunluk içinde tamamlanması için görev yapan güvenlik görevlilerimize teşekkür ediyorum. Yüksek Seçim Kurulu'na, mülkî amirlerimize ve sandıklarda görev alan bütün kamu görevlilerimize de teşekkür ediyorum. Türkiye, bu seçimle yeni bir ak sayfa daha açmıştır. Bir siyasi rekabet sürecini geride bıraktık ve yeni bir döneme girdik. Yeni dönemde Meclis'te temsil edilecek bütün siyasî partilerimizi kutluyor, herkesi bu yeni sayfanın gereklerine göre hareket etmeye davet ediyorum. Ben, şahsım ve partim adına kimseye kırgın değilim; kapımızı demokratik nezaket ve aldığımız temsil yetkisi içinde herkese açık tuttuğumuzu bilhassa ifade etmek istiyorum. Nihayet hepimiz Türkiye için, milletimiz için varız. Kaybeden rakiplerimize de bundan sonrası için başarılar diliyorum.
Burada özellikle kendi mensuplarımıza, yani AK Partililere hitaben söylüyorum: Milletimiz kararını verdi, seçim bitti; ama unutmayalım ki sınavımız devam ediyor. Sakın ola ki, sizin sevinciniz başkasının sevincine gölge düşürmesin. İnanıyorum ki, AK Parti ve bütün AK Partililer bu sonucu, bu başarıyı olgunluk ve vakar içinde karşılayacaklardır. Bize yakışan budur. Zira, her zaman söylediğimiz gibi, başarı asla başımızı döndürmemelidir. Bizim sevincimiz bizim gibi düşünmeyenlerin üzüntüsü olamaz, olmamalıdır. Bugüne kadar birlik siyaseti yaptık, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Aslolan Türkiye'nin kazanmasıdır, milletimizin kazanmasıdır dedik. Bundan sonra da bunun için çalışacağız. Öyleyse durmak yok, yola devam diyor, sizleri en kalbî duygularımla selamlıyorum. "Türkiye'nin önü aydınlıktır. Allah yolumuzu, yolunuzu açık etsin." Her şey Türkiye için!

Recep Tayyip Erdoğan
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan