Sanatçı, fıkrayı anlattıktan sonra öyle bir laf eder ki, Türkiye
26/11/2007 -Kategori: Tarih
"Evet sevgili dinleyicilerim. Bugün bütün dünyayı aynı soru meşgul etmektedir: İnsanlara mı inanacağız, yoksa eşeklere mi?"
Tarih: 6 Aralık 1942 Amerika, Japon savaş uçaklarının yerle bir ettiği Pearl Harbor baskınında ölenleri birinci yıldönümünde anmaya hazırlanmaktadır.
O gün çok ünlü bir sanatçı Amerika'nın Sesi Radyosu'ndan Türkiye'ye hitaben bir konuşma yapacaktır. Amerika'da Türkiye'ye yönelik radyo yayınları yeni başladığından, özellikle Türkler'in sevgisini kazanmış bir sanatçı programa konuk edilmişti.
Programın başında konuk sanatçıya katılımından dolayı teşekkür eden spiker "dostlarımıza ve sizi sevenlere ne söyleyeceksiniz" diye sorunca, "ilk fırsatta onları mutlaka ziyaret edeceğim" karşılığını alır.
Bu yanıttan memnun olan spiker, "Sizi Türkiye'de görmek istemeyecek tek kişi tahmin edemiyorum" der.
Radyo programına konuk olan sanatçı, "Bir hikaye anlatmak istiyorum" der. Bütün ömrümde işittiğim hikayelerin en güzeli ve en hoşu.
Bu bir Nasrettin Hoca hikayesidir"!!! Nasrettin Hoca'nın adını duyan dinleyiciler daha da sokulurlar radyoya. Konuk başlar fıkrayı anlatmaya: "Bir gün Hoca evinde oturup kahvesini içerken, komşusu odun kesmek için ormana gideceğini ve eşeğini birkaç saat için ödünç vermesini ister. Hoca, 'eşeğim yok, çocukla pazara gitti' diye yanıt verdiği sırada, gerçekte ahırda olan eşeği anırmaya başlar. Komşu; 'Be Hoca, sen sakalından utanmıyor musun? Ne diye yalan söyledin, işte eşek ahırda!' deyince, Hoca, 'Bana mı inanacaksın, yoksa eşeğe mi?' karşılığını verir.
" Bitmedi!.. Sanatçı, fıkrayı anlattıktan sonra öyle bir laf eder ki, Türkiye'de yer yerinden oynar: "Evet sevgili dinleyicilerim. Bugün bütün dünyayı aynı soru meşgul etmektedir: İnsanlara mı inanacağız, yoksa eşeklere mi?"
Aynı günlerde Amerika'dan ülkesine dönmüş olan gazeteci Ahmet Emin Yalman çalıştığı Vatan gazetesinin iki aylığına kapatıldığını duyar. Nedeni, gazetenin sanatçının konuşmasını yayınlamış olmasıdır.
İstanbul'daki Naziler gazetenin kapatılması için vampir dişlerini gösterirler. Ne de olsa taptıkları ve Türkiye'de hayranları da bulunan biricik führerleri Hitler "eşek" yerine konmuştur!..
Vatan gazetesinde yer alan haberde sanatçının Hitler'le alay ettiği filminden bir fotoğrafı da yayınlanır! Radyo programında Türkiye'ye seslenen ünlü sanatçı bir yemek sırasında Ara Güler'e yan yana getirilip fotoğrafları çekilmesi önerilen sanatçıların ilki olan Şarlo, yani Charlie Chaplin'dir! Chaplin, "Hayatımın Hikayesi" adlı kitabında anımsadığı oyuncakları şöyle anlatır:
"Üzerinde bulutların üstündeki melekleri betimleyen yuvarlak ve küçük müzik kutumuzdan hoşlanırken, bir yandan da onu şaşkınlıkla izlerdim. Bana sahip olma duygusunu tattırdığı için çingenelerden altı penny'e aldığımız oyuncak sandalyemi çok severdim.
" Nasrettin Hoca'nın hikayelerinde karşılaştığımız bir oyuncak vardır: Düdük. Basında parayı verenin öttürdüğü düdük sesi olmamalı diyerek son sözümüzü söylüyoruz: Yaşasın Cumhuriyet!..
Sunay Akın
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Mustafa Kemal Atatürk / Balıkesir Hutbesi 'Ey millet, Allah
6/6/2007 -Kategori: Tarih
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Balıkesir Hutbesi
Ey millet, Allah birdir. Şanı büyüktür. "Allah'ın selâmeti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz, Cenâb-i Hak tarafından insanlara hakâyik-i diniyyeyi tebliğe me'mur rasûl olmustur. Kanun-u Esâsîsi, cümlemizce malûmdur ki, Kur'anı Azumissandaki nusustur. İnsanlara feyz vermiş olan dinimiz, son dindir. Ekmel dindir.
Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate tamamen tevâfuk ve tetâbuk ediyor. Eğer akla, mantığa, hakîkate tevâfuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavânin-i tabiiyye-i ilâhiyye beyninde tezad olması icab ederdi. Çünkü bilcümle kavanin-i kevniyyenin menbai Cenab-i Haktır.
Arkadaşlar! Cenab-ı Peygamber mesaisinde iki dâra, iki hâneye mâlik bulunuyordu. Biri kendi ikâmet eylediği hânesi, diğeri din işleriyle iştigal buyurduğu Allah'in evi idi. Kendi husûsi işlerini kendi evinde görür, âmmenin, ummetin hizmetini de Allah'ın evi olan câmi-i şerîf'te ru'yet eylerdi. Biz de hazret-i peygamber'in usûlune ikdida ederek, milletimize tealluk eden husus için şu Beytullah'ta toplandık. Şimdi Hazret-i Allah'ın huzurundayız. Bunu bana müyesser eden Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarına arz-i şükran ederim. Çok memnunum ve bu vesile ile büyük bir sevâba nâil olacağımı ümid ediyorum.
Efendiler, câmiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Her şeyden evvel itâat ve inkiyâd-i tâmme ile ibâdet, din ve dünya için neler yapılması lâzım geldiğini düşünmek için yapılmıştır. Millet işlerinde her ferd başlı başına bir hizmet ifa etmelidir. İşte biz de burada din ve dünya için istiklâl ve istikbâlimiz için, bilhassa hâkimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşüncelerini anlamak istiyorum. Amal-i milliyye, irâde-i milliyye yalnız bir salisin düşüncesinden değil, bil'umum efrâd-i milletin arzularının, emellerinin muhassalasından ibârettir.
Binaenaleyh benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim."
07 Şubat 1923 / BALIKESIR / Zagnos Paşa Camii
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
' 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı '
19/5/2007 -Kategori: Tarih
19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı
Gençler, Cesaretimizi güçlendiren ve sürdüren sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve kültür ile, insanlık değerinin, vatan sevgisinin en değerli örneği olacaksınız. Ey yükselen yeni nesil, gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve sürdürecek sizsiniz...
"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."
"Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri (Türkiye Cumhuriyetini) ona bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacak."
"Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletimin hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir."
"Türkiye Cumhuriyetinin, özellikle bugünkü gençliğine ve yetişmekte olan çocuklarına hitap ediyorum: Batı senden, Türk'ten çok geriydi. Manada, fikirde,
tarihte bu böyleydi. Eğer bugün batı teknikte bir üstünlük gösteriyorsa, ey Türk Çocuğu, o kabahat da senin değil, senden öncekilerin affedilmez ihmalinin bir sonucudur. Şunu da söyleyeyim ki, çok zekisin! .. Bu belli. Fakat zekânı unut! .. Daima çalışkan ol..."
"Rica ile, merhamet dilenmekle bir millet ve devletin şeref ve istiklâli kurtarılmaz. Türk milleti, gelecek nesiller için bunu unutmamalıdır."
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
'Üç Büyüklerin Çanakkale Destanı'
27/3/2007 -Kategori: Tarih
Üç büyükler Çanakkale' de de destan yazmış Fenerbahçeli Arif, Beşiktaşlı Kazım ve Galatasaraylı Hasnun Galip sadece sahada değil, Çanakkale’deki çalımlarıyla da destan yazmışlar meğer. “Maç bitti, haydi cepheye” diyen bir neslin tarihe altın harflerle yazılmış öyküsü çizgi roman oldu.
Futbol maçlarında yaşanan şiddet ve nahoş görüntüler, statları bir futbol maçından çok savaş arenasına dönüştürüyor. Neticede futbol, bir spor ve eğlence aracı. Peki taraftarlar neyi paylaşamıyor? Statlardan neden nefret, kötülük, negatiflik ve küfür dolu tezahüratlar yükseliyor? Acaba taraftarlar ve futbolcular, kendi takımlarının tarihlerini, kahramanlıklarını, İstiklal Savaşı’nda vatanı savunurken nasıl da devleştiklerini biliyorlar mı? Mavi Medya Yayıncılık; gençler, futbolseverler için “Üç Büyüklerin Çanakkale Destanı”nı hazırlamış. Çizgi roman şeklinde hazırlanan bu eserler Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş futbolcularının hem futbol sahasındaki başarılarını hem de cephelerdeki kahramanlıklarını anlatıyor. Üç büyük kulüp, cepheye giden futbolcuları yüzünden maç yapamaz duruma gelmişti. Öyle ki 1916-17 sezonunda lig, 15-16 yaşındaki çocuklara kalmıştı. Maç bitti, haydi cepheye Serinin ilk kitabı, Fenerbahçeli Arif’i konu ediyor. İstanbul’daki futbol maçından bitiş düdüğü ile birlikte cepheye koşan Arif’in kahramanlıkları bugün pek bilinmese de bu futbolcunun adı, tarihe hem golleri hem de kahramanlıklarıyla altın harflerle yazılı. Milli Mücadele döneminde 1919’da kulüp futbolcusu ve bir süre de başkanlık yapan Emirzade Arif Bey, teğmen olarak görev yaptığı Bor Ovası’nda şehit düşmüştü. Beşiktaşlı Kaptan Kazım, hem sahada hem de cephede kahramanlaşan bir başka dev. İyi bir futbolcu olduğu kadar usta bir şair olarak da dikkat çeken Kaptan Kazım, Çanakkale Savaşı’nda şehit düştü. Kaptan’ın şehit düşmeden önce yazdığı şiirin, “Biz on bir arkadaşız, lakin arkamız var” mısrası, bir dönem Beşiktaş Marşı olarak söylenmişti. Üçüncü kitap ise Galatasaraylı Hasnun Galip ve Robensonların öyküsünü konu alıyor. Mavi Medya Yayıncılık Yönetim Kurulu Başkanı Suat Turgut; amaçlarının ülkemiz geleceğinin gençliğine, tüm vatandaşlara birlik beraberlik mesajı vermek ve insanlarımızı ortak değerlerde buluşturmak olduğunu söylüyor. Turgut, “Bu nesil Fenerbahçeli Arif, Galatasaraylı Hasnun Galip’lerin, Beşiktaşlı Kaptan Kazım’ların torunları. Maçlarda renklerden başka farklılığı olmayan taraftarların birbirlerine saldırması toplumsal bir felaket olarak önümüzde duruyor. Çocuklarımıza, gençlerimize beğendikleri kahramanları sorduğumuzda Batman, Örümcek Adam, Rambo gibi kahramanların isimleri akıllarına geliyor. Gençlere gerçek bir tarih bilinci vermek, özdeşim kuracakları gerçek kahramanları tanıtmak, onları ulusal ve evrensel değerlere yakınlaştıracak, ülkesini seven bir nesil haline gelmelerine katkı sağlayacaktır ve kitaplarımız incelendiğinde taraftarlar arasındaki anlamsız çekişmelerin son bulacağına inanıyoruz.” diyor. Spor yazarı Ali Sami Alkış, kitapların yayınlanmış olmasından çok memnun. Yayınlanan bu çizgi romanlar hakkındaki görüşlerini şu şekilde açıklıyor: “Keşke bu tür çalışmalar çoğalsa fakat ne yazık ki Türk spor kamuoyu okumayı seven bir grup değil. Yapılan bu çalışma değişik, eğlenceli, çizgileri çok kaliteli ve çok güzel organize edilmiş. Keşke insanlar alarak desteklese fakat ne yazık ki bu tür kitapları okumuyoruz. Dünyanın en büyük kitap mağazası olan DNR’da bile her tür kitap ve kitap başlığı var fakat spor kitapları başlığı yok. Arada kalmış spor kitapları. ‘Üç Büyüklerin Çanakkale Destanı’ dizisinin devamı gelir.”
ÜÇ BÜYÜKLERİN ŞEHİT FUTBOLCULARI Arif-Fenerbahçe: Bor Ovası Nurettin-Fenerbahçe: Fikirtepe Bataryası Halim-Fenerbahçe: Fikirtepe Bataryası Kemal-Fenerbahçe Zeki-Fenerbahçe: Çanakkale Savaşı Hüsnü-Fenerbahçe: Çanakkale Savaşı Neşet-Fenerbahçe: Çanakkale Savaşı Refik Bey- Fenerbahçe: Kulüp Binasında Haldun-Fenerbahçe Doktor Ali-Beşiktaş: Kafkas Cephesi Asım-Beşiktaş: Kafkas Cephesi Muallim Sadi-Beşiktaş Kafkas Cephesi Kaptan Kazım-Beşiktaş Çanakkale Savaşı Doktor Mehmet Beşiktaş: Kafkas Cephesi Rıdvan-Beşiktaş: Çanakkale Savaşı Kürt Celal-Galatasaray: Çanakkale Savaşı Abdurrahman Galatasaray: Kafkas Cephesi Halit-Galatasaray: Kafkas Cephesi Kaleci Hamdi-Galatasaray: Çanakkale Savaşı Hasnun Galip-Galatasaray: Çanakkale Savaşı Celal İbrahim-Galatasaray: Irak Cephesi (1917) Neşet-Galatasaray: Çanakkale Savaşı İdris-Galatasaray: Trablusgarp Cephesi Refik Ata-Galatasaray: Çanakkale Savaşı Mehmet Ali-Galatasaray: Çanakkale Savaşı Hasip-Galatasaray: Çanakkale Savaşı Cemil-Galatasaray: Çanakkale Savaşı Nazmi-Galatasaray: Çanakkale Savaşı
( Zaman / Cuma-ertesi / Yasemin Özdemir ) |
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
' İstiklal Marşı'nın Doğuşu '
16/3/2007 -Kategori: Tarih

İstiklâl mücadelesi sürüyor ve Âkif’in gönlü heyecanla dolup taşıyordu. İstiklal Marşı olacak bir şiir yazmak iştiyakı içindeydi ancak müsabakada 500 lira ödül konmuştu. Âkif, ödülü almamak şartıyla şiiri yazmayı kabul etti.
İstiklâl Marşı’nın yazıldığı tarihte güzel yurdumuzun büyük bölümü işgal altındaydı. Vatanperver birçok insan ailelerini, sevdiklerini, işlerini, rahatlarını bir yana bırakmış vatanın nasıl kurtarılabileceğine dair planlar hazırlıyordu. Kuvay-ı Milliye birçok yerde vaziyeti ele almış, terhis edilen ordunun boşluğunu doldurmaya çalışıyordu. Doğu’da (Musa) Kâzım Karabekir Paşa, kahraman asker Yakup Şevki Paşa gibi ondan devraldığı 15. Kolordu Komutanlığı bünyesindeki askerlerini terhis etmemiş, cephanesini de vermemişti. Millî ve dinî heyecana dayanarak millî mücadele başladı. Bu azim ve irade karşısında zaman içinde önce İtalyanlar, ardından da Fransızlar Ankara hükümetiyle anlaşarak Anadolu topraklarını terk ettiler. İzmir başta olmak üzere bütün Ege’yi işgal eden Yunanlılar bir ara Ankara/Polatlı’ya kadar yanaşmışlar, ordumuzun Sakarya’nın arkasına çekildiği dönemde Millet Meclisi’nin Kayseri’ye taşınması bile gündeme gelmiş, hatta Bakanlar Kurulu bu konuda karar almıştı. Ancak Meclis’ten onay almak gerekiyordu. Hükûmet kararı, Büyük Millet Meclisi’nin gizli oturumunda açıklandı. Meclis şahlanmıştı: “Biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa düşmanla dövüşmeye mi?” Millet temsilcileri, Ankara’yı harpsiz teslim etmeyi kabul etmediler; hedef son tepeye kadar dövüşmekti. Bu heyecanlı konuşmalar üzerine Meclis, tahliyenin aksine Ankara’nın müdafaasına, bunun için gerekli hazırlıkların yapılmasına karar verilmişti. İstiklâl Marşı böylesine coşkun duyguların yaşandığı bir süreç içinde yazıldı.
Genelkurmay Başkanlığı’nın isteği üzerine, Millî Eğitim Bakanlığı 7 Kasım 1920’de gazetelere verdiği bir ilanla “İstiklâl Marşı için müsabaka açıldığını, güfte ve beste için 500’er lira mükafat konulduğunu bildirdi. Gönderilen 724 şiir de istenen seviyede değildi. Büyük İslam şairi Mehmed Âkif Bey’in müsabakaya katılmaması Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin dikkatini çekmişti. Dostlarından sorulduğunda anlaşıldı ki, Âkif’in katılmamasının gerekçesi sonunda para ödülü olması dolayısıylaydı. Pürüz hemen halledildi, para bir hayır kurumuna bağışlanabilecekti. O günlerde Burdur milletvekili olan merhum Âkif, “Müsabaka oldu, ben de katılmadım. Şimdi nasıl olacak?” diye itiraz etmesine rağmen, Milli Eğitim Bakanı’nın ve arkadaşlarının ricasıyla marşı Ankara’daki Taceddin Dergahı’na kapanarak yazdı. Marş’la ilgili Meclis’te yapılan görüşmeler, kabulü, arka arkaya 3 kere okunup ayakta gözyaşlarıyla dinlenmesi eşsiz manzaralar oluşturmuştur.
Mehmet Âkif söz ve mana bakımından mükemmel bir “İstiklal Marşı” yazmış olup bunu Türk Milleti’ne armağan etmiştir. Marşın yazıldığı zaman maddi olarak çok zor durumda olmasına rağmen ki; soğuk havalarda evde bulunan bir paltoyu arkadaşıyla nöbetleşe giyebilecek kadar zorda olan bir insan karşılığında verilen parayı almamış ve bu marşı da Türk Milleti’ne armağan ettiğinden “Safahat” adlı şiir kitabına almamıştır. Hasta yatağında “Üstad İstiklal Marşı’nın yeniden yazılmasını ister misiniz” sorusu karşılığında yerinden fırlayarak “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı’nın yazıldığı günleri göstermesin.” diyerek çekilen sıkıntıyı anlatmaya çalışmıştır. Allah rahmetiyle Efendimiz’e komşu eylesin. Amin.
( Zaman / Ailem )
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
'Mustafa Kemal Çanakkale'yi Anlatıyor..'
16/3/2007 -Kategori: Tarih
|
Albay Mustafa Kemal Çanakkale’yi anlatıyor | |
Emin olmalısınız ki, işte bize Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.” (Prof. Azmi Süslü, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, c.7, s 306 Aktaran: Mustafa Turan)
( Zaman Ailem) |

