' İstiklal Marşı'nın Doğuşu '

 
Türkiye
İSTİKLAL MARŞI'NIN DOĞUŞU

İstiklâl mücadelesi sürüyor ve Âkif’in gönlü heyecanla dolup taşıyordu. İstiklal Marşı olacak bir şiir yazmak iştiyakı içindeydi ancak müsabakada 500 lira ödül konmuştu. Âkif, ödülü almamak şartıyla şiiri yazmayı kabul etti.

İstiklâl Marşı’nın yazıldığı tarihte güzel yurdumuzun büyük bölümü işgal altındaydı. Vatanperver birçok insan ailelerini, sevdiklerini, işlerini, rahatlarını bir yana bırakmış vatanın nasıl kurtarılabileceğine dair planlar hazırlıyordu. Kuvay-ı Milliye birçok yerde vaziyeti ele almış, terhis edilen ordunun boşluğunu doldurmaya çalışıyordu. Doğu’da (Musa) Kâzım Karabekir Paşa, kahraman asker Yakup Şevki Paşa gibi ondan devraldığı 15. Kolordu Komutanlığı bünyesindeki askerlerini terhis etmemiş, cephanesini de vermemişti. Millî ve dinî heyecana dayanarak millî mücadele başladı. Bu azim ve irade karşısında zaman içinde önce İtalyanlar, ardından da Fransızlar Ankara hükümetiyle anlaşarak Anadolu topraklarını terk ettiler. İzmir başta olmak üzere bütün Ege’yi işgal eden Yunanlılar bir ara Ankara/Polatlı’ya kadar yanaşmışlar, ordumuzun Sakarya’nın arkasına çekildiği dönemde Millet Meclisi’nin Kayseri’ye taşınması bile gündeme gelmiş, hatta Bakanlar Kurulu bu konuda karar almıştı. Ancak Meclis’ten onay almak gerekiyordu. Hükûmet kararı, Büyük Millet Meclisi’nin gizli oturumunda açıklandı. Meclis şahlanmıştı: “Biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa düşmanla dövüşmeye mi?” Millet temsilcileri, Ankara’yı harpsiz teslim etmeyi kabul etmediler; hedef son tepeye kadar dövüşmekti. Bu heyecanlı konuşmalar üzerine Meclis, tahliyenin aksine Ankara’nın müdafaasına, bunun için gerekli hazırlıkların yapılmasına karar verilmişti. İstiklâl Marşı böylesine coşkun duyguların yaşandığı bir süreç içinde yazıldı.

Genelkurmay Başkanlığı’nın isteği üzerine, Millî Eğitim Bakanlığı 7 Kasım 1920’de gazetelere verdiği bir ilanla “İstiklâl Marşı için müsabaka açıldığını, güfte ve beste için 500’er lira mükafat konulduğunu bildirdi. Gönderilen 724 şiir de istenen seviyede değildi. Büyük İslam şairi Mehmed Âkif Bey’in müsabakaya katılmaması Maarif Vekili Hamdullah Suphi’nin dikkatini çekmişti. Dostlarından sorulduğunda anlaşıldı ki, Âkif’in katılmamasının gerekçesi sonunda para ödülü olması dolayısıylaydı. Pürüz hemen halledildi, para bir hayır kurumuna bağışlanabilecekti. O günlerde Burdur milletvekili olan merhum Âkif, “Müsabaka oldu, ben de katılmadım. Şimdi nasıl olacak?” diye itiraz etmesine rağmen, Milli Eğitim Bakanı’nın ve arkadaşlarının ricasıyla marşı Ankara’daki Taceddin Dergahı’na kapanarak yazdı. Marş’la ilgili Meclis’te yapılan görüşmeler, kabulü, arka arkaya 3 kere okunup ayakta gözyaşlarıyla dinlenmesi eşsiz manzaralar oluşturmuştur.

Mehmet Âkif söz ve mana bakımından mükemmel bir “İstiklal Marşı” yazmış olup bunu Türk Milleti’ne armağan etmiştir. Marşın yazıldığı zaman maddi olarak çok zor durumda olmasına rağmen ki; soğuk havalarda evde bulunan bir paltoyu arkadaşıyla nöbetleşe giyebilecek kadar zorda olan bir insan karşılığında verilen parayı almamış ve bu marşı da Türk Milleti’ne armağan ettiğinden “Safahat” adlı şiir kitabına almamıştır. Hasta yatağında “Üstad İstiklal Marşı’nın yeniden yazılmasını ister misiniz” sorusu karşılığında yerinden fırlayarak “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı’nın yazıldığı günleri göstermesin.” diyerek çekilen sıkıntıyı anlatmaya çalışmıştır. Allah rahmetiyle Efendimiz’e komşu eylesin. Amin.

 

( Zaman / Ailem )

 

Yorum Yaz