Muzaffer Güsar / Muzo Röportaj ' Artık R.Tatlıses'

GECE RADYONUZDA KÜFÜR DUYUYORSANIZ

DOĞRU KANALDASINIZ DEMEKTİR

MUZO'NUN PROGRAMINDA"

 

 

Herkes onu Muzo olarak tanıyor.

Radyonun kapısındaki görevliler bile.

Radyo D'nin yayın yönetmeni

Muzaffer Güsar'ın yaptığı program,

tüm radyo dinleyicilerinin ve RTÜK'ün dilinde.

Radyosuna programı yüzünden üç gün

kapatma cezası aldıran başka bir

radyocu yoktur herhalde.

 

 

- Radyoculuğu siz mi seçtiniz yoksa?..

 Bir insan ne olacaksa, onun genleriyle geliyor dünyaya.

Dört buçuk yaşındaydım daha ilk kelimemi söylediğimde ama

o andan itibaren de bulduğum her yerde konuşmaya başlamışım.

Konuşmaktan çok keyif alırım, sus artık biraz dinlenelim derler.

Programın formatı da o nedenle konuşmaya dayalı zaten.

- Çok "bip"li bir format. Nasıl kabul

 ettirdiniz yetkililere?

 Zaten ben o zamanlarda gece yarısı yayına

giriyordum. Türkiye'de şöyle bir durum var. O

saatlerde istisnasız şiir programı yapılır,

öyküler , hikayeler, ağır şarkılar falan... Ben ağır

şarkılar çalıp o şekilde konuşmayı beceremem.

Baktım bir iki yayın sonra biraz küfürlü konuşmaya

başladım. Bu bir tarz, ilgi çekmek için yapılan bir şey değildi.

Günlük hayatımda da çok küfrederim, bu ülkede

yaşadığım için küfrettiğime inanıyorum, Türkiye'de ağzı

bozulmamış insanlar benim için hakikaten bir

peygamber kadar değerli. Bu kadar salağın olduğu

yerde sinirlenmemek mümkün değil. Bu da yayına

yansıyor tabii. Baktık ki RTÜK sürekli ihtar veriyor,

"bip"lemek zorunda kaldık.

Aslında çok doğru düzgün bir tarz olmuş benimki. Türk

insanının yapısı çok önemli, ben de Türk insanıyım, ben de

bu ailelerden çıkmışım, dolayısıyla bana birşey verildiğinde

nasıl algılıyor ve kabul ediyorsam, o

insanlar da öyle algılıyor.

 Ama tabi siz 17 yaşındaki bir delikanlıya ya da

16 yaşındaki bir genç kıza ayda 200 milyon verip radyo

programı yaptırırsanız, hayatında bir kere bile sevişmemiş

bir insan cinsellik ve sex üzerine internetten öğrendiği

şeyleri ukala ukala mikrafonda söylerse, bu işe

zarar veriyorlar demektir.  

- Programlarınızda 50 milyonluk donlarınızdan

da bahsediyorsunuz. Bu gibi sözleriniz

belli göndermeler de içeriyor tabi...

 Çok zor koşullarda varoşlarda yaşayan birisi ben

50 milyonluk donlarımdan bahsettiğimde tabi ki sevmez

beni ilk başta. Türk insanının zekası çok yüzeysel oduğu için

anlamıyor ve kızıyor. Ya sizi çok küstah olarak görüyor ya çok

lümpen buluyor, yani sınıflandırıyor.

Ama bunları aştığımız takdirde o göndermelerinizin yerine

ulaştığı noktaları da görebiliyorsunuz.

Akıllılar da yaşıyor nihayetinde, ulaşıyor onlara ama onlar

telefonla bağlanmıyor.

 Türkiye'nin aile yapısı dedikleri yapıya ben hiç inanmıyor,

güvenmiyorum. RTÜK beni defalarca cezalandırdı bugüne

kadar. Türkiye'nin aile yapısına aykırı yayın yapıyorum ama

Türkiye'nin ahlak yapısı buysa ben çok ahlaklıyım. Tecavüze

uğrayan kızını mundar oldu diye döven baba, öbür yanda Gülben

Ergen'i alkışlıyor. O baba Türk aile yapısıysa ben o aile yapısını

baz alamam.

- RTÜK'le başınız belada. Bir "kuş" sorunu

 olmuştu?..

 Evet ilk o olayla başladı. Üç gün üstüste kapatma cezası aldık.

Bir gazetenin hayvanlardan bahseden pet dünyası adında bir bölüm

vardı, bende o haberi okudum yayında.

Eğer petshop'a gidip kuş almaya karar verirseniz diye adım adım

anlatıyor. Kuşu aldınız eve getirdiniz, size alışması için kuşu elinize

alın, sonra kuşu hafifçe okşayıp sevin, kuşun başını sevin falan

ötmüyorsa düzenli olarak her gün başını sevin ötmeye başlıyacaktır...

 Tabi ki benim tarzım ama hayat budur ve hayat ironiler üzerine kuruludur.

Çok doğal birşey ve bende doğal olarak anlattım. Eğer bunu çok abartırsam

ve doğrudan bağlantı kurarsam, anlarım. Ama bunu yapmıyorsunuz. Bunu

kime söylesem aynı şeyler akla gelir. Benim koşullanmamdan ötürü değil, bu

insanların aynı terimlere gösterdiği tepkiler aynı.

- Programınızda ünlülere de göndermeler

 yapıyorsunuz...

 Çünkü bu ülkenin ünlüleri ne yazık ki motor! Türkiye'de

hatta dünyada ne yazık ki popüler kültür böyle. Türkiye genç nüfusu

çok fazla olan ve hiç okumayan, hiç eğitmeyen, eğitilmeyen bir genç

nüfus yetiştiren bir ülke. Bu ülkenin insanlarına, özellikle genç bayanlara

ya bu şekilde kazanacak ve şöhret olacaksınız ya da hayatınız boyunca vasat

bir insan olarak kalacaksınız deniyor. İnsanlar mesela konservatuar okuyor,

tiyatro eğitimi alıyor ama bu insanlar bakıyorlar ki bütün motorize takım dizilerde

oynuyor. Bütün TV yöneticileri onlara prim veriyor.

- Türkiye'yi dolaşıp stand-up gösterileri

yapıyorsun...

 Dört yıl önce bir organizasyon şirketi aradı beni, stand-up gösterileri düşünüyorlarmış

benimle. Koskoca İzmir'de üç oyun yaptık. O gün bu gündür de devam ediyor.

Metinleri ben yazıyorum, tek başıma oynuyorum. Normalde bir stand-up ortalama

iki saatte biter ya, bazen seyirci çok hoşuma gidiyor, birbirimize laf atıyoruz falan, bir

bakıyorum üç saat beş dakikadır sahnedeyim. Bazen de hiç sevmiyorum seyirciyi, çok

kasan insanlarr oluyo, hadi yap bakalım ne bok yapacaksın der gibi bakıyorlar. Gülmemek

için kasıyorlar, damarları çatlayacak nerdeyse. İlk başta demoralize olurdum ama

şimdi geçiyorum dalgamı. 

 

"MEMLEKETTE YETERİ KADAR SALAK VAR!"

 

- Programınza telefonla bağlananlar, konuşmalarınızdan onları aşağıladığınızı düşünüyor...

 Memlekette yeteri kadar salak var zaten. Ben ona salak olduğunu anlatmalayım ki belki utanır,

dalga geçtğinde mahçup olur ve o salaklığını telafi eder. Ama adam gibi davranırsanız o ömür

boyu salak olduğunun farkına varamaz. Ben niye yayınımı bu salakla ya da salak sürüsüyle rezil

edeyim ki... Bir de beş para ödemiyor ki hani bir dekoder falan olur, ben de derim ki:

ulan bunlar benim ekmek param, iyi davranmalıyım. Yok öyle birşey. Bir de beğenmiyor, bana

küfrediyor. Senin keyfine göre yayın yapacak değilim ya!

 - Peki Muzo'nun hiç mi yanlışı yok?

 Benim de takıntılarım var, obsesif-kompulsif bozukluk var bende.

Çok titiz ve pimpirikliyim. Mesela gece yatıyoruz eşimle, birden aklıma geliyor, dönüp

"sen bugün ütü yaptın mı" diye soruyorum. Hayır dediği halde kalkıp bakıyorum ütüye.

Bu sefer arabayı kilitleyip kilitlemediğim kuşkusu düşüyor içime. Bahçeye iniyorum...

Geçen gün biri geldi ofisime, konuştuk ama ben adamın giyim tarzını, tipini beğenmedim.

O gidince hemen çağırdım bizim çocukları, burayı silin ne olur dedim.

- Herkes Muzo'yu tanıyor, biraz da Muzaffer Güsar'dan

bahsedelim...

 Garip bir huyum var benim, insanları izlemesini çok seviyorum, kendi babamın

cenazesine bile gittim not tuttum. Mesela çoraba bak diyorum, ayıya bak beyaz

giymiş, bu benim arızamdan kaynaklanıyor.

 Dört yıldır evliyim, bir yaşında çok güzel bir kızım var. İlerde bu mesleği bırakırsam

Brigittr Bardot gibi bir hayat yaşamak istiyorum.

 Hayvanlara, özellikle köpeklere tapıyorumç. Bir köpeğim, Yunanistan'da bulduğumuz

kocaman bir kara kaplumbağam var.

 Son olarak eve bir iguana almak istemiştik ama bir yere gezip tozmaya gittiğimizde

bırakacak kimse bulamadık.

 Bu günlerde bir gazeteda yazı yazmayı çok arzu ediyorum, kafama koyduğumu da

yaparım. Magazine yönelik köşe yazıları tarzında olacak. Çok okunacağını düşünüyorum.

 

2004

 

Selen Çeliker

 

Haftalık

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !